- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Geçtiğimiz günlerde, 16 Mart 2019’dan bugüne kadar ilk defa tüm kademelerde tam zamanlı 2 aylık yüz yüze eğitimi tamamladık. Konuyla ilgili birçok rapor ve yazı elimizin altında. İstediğimiz an açıp açıp dertlenebiliriz. Tercih meselesidir. Ancak bu köşede dertlenmekten ziyade durum tespitini yaparak bir yol haritası çıkarmaya çalışacağız. Atalarımızın deyimi ile üzerimizdeki ölü toprağını bir atalım. […]
Geçtiğimiz günlerde, 16 Mart 2019’dan bugüne kadar ilk defa tüm kademelerde tam zamanlı 2 aylık yüz yüze eğitimi tamamladık. Konuyla ilgili birçok rapor ve yazı elimizin altında. İstediğimiz an açıp açıp dertlenebiliriz. Tercih meselesidir. Ancak bu köşede dertlenmekten ziyade durum tespitini yaparak bir yol haritası çıkarmaya çalışacağız. Atalarımızın deyimi ile üzerimizdeki ölü toprağını bir atalım.
Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki Covid-19 pandemisi ilk de değil son da olmayacak. Baktığımızda günümüzden geçmişe doğru dünyada AIDS, Grip, Asya Gribi, İspanyol Gribi, Kolera, Kara Ölüm, Justinian Vebası gibi isimlerle birçok salgın yaşanmıştır. Geleceğe yönelik de şu an için isimlendirilemese de yeni salgınların ucu açıktır. Bunu bir karamsarlık için değil farkındalık için paylaşıyorum.
Hal böyle iken ve şu anda tam da bir pandemi içerisinde iken şartlarımızı ve planlarımızı gözden geçirmemiz gerekmektedir. Serisi olacak bir konu olacağı için tüm başlıkları boca edip yüzeysel bir paylaşım ile tamamlamak istemiyorum. Başlıklar halinde konuyu derinleştirerek sunmaya çalışacağım.
Doğru cevapları bulabilmemiz için doğru soruları sormamız gerekmektedir. Hep birlikte soralım ve doğru cevap arayışına başlayalım.
Aynı sınıfta aynı akademik seviyede bıraktığımız iki öğrenci neden farklı akademik seviyede geri döndü?
Bu iki öğrenciden birisi gizlice okula mı devam etti?
Niçin bazı öğrenciler tüm sürece rağmen büyük bir farkla öndeler?
Cevap vermeden hemen önce Covid-19 salgınını ve şartları biraz açalım. Covid-19 salgını, her salgın gibi kendi iç dinamiğinde bir sağlık sorunu iken diğer salgınlardan ayrıldığı nokta büyük bir dönüşümün önünü açıyor olmasıdır. Gündelik rutinlerimizdeki inanılmaz değişimin dışında tüm dünyayı sağlık alanında etkisi altında bırakırken birçok alanda da zorunlu değişim ve dönüşüm hareketini de beraberinde getirmiştir. Elbette “ne yani pandemi ile mi ilerledik?” gibi bir şey söylemek istemiyorum. Biriken bilgi ve teknoloji alt yapısı süreçle birlikte gerek bakış açısını değiştirerek gerekse özellikle teknolojik alanda var olan düşünceleri tetikleyerek hayata geçirilmesini hızlandırmıştır (konuyla ilgili çok fazla yazı yazılmaya devam etmektedir). Aslında uzak bir gelecekten de bahsetmemekle birlikte üzerinde durduğumuz değişimin çıplak gözle görülebilecek haline hep birlikte şahit olacağız.
Sözü edilen değişim sürecinden etkilenecek ve hatta etkisi altına ilk günden itibaren giren alanlardan birisi de eğitim alanıdır. Bir önceki Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un da konuşmalarında ifade ettiği gibi eğitimde teknolojik dönüşüm pandemi koşulları dışında çok uzun yıllarımızı alacakken pandemi ile kısa zamanda gerçekleşmiştir.
Gündelik rutinlerimizdeki değişim, sağlık başta olmak üzere birçok alanda yaşanan değişim ve elbette eğitimdeki dönüşüm ve değişim bireyi zorlamaktadır. Bu duruma alışabilmek, yeni koşullara uyum sağlayabilmek ve bu şartlarda ilerleyebilmek gündelik yaşantımızda da sıkça kullandığımız “beceri” kavramını bizlere hatırlatmaktadır.
Beceri, bireyin üst düzey bilgilerini kullanabilmesi, bilgisini eyleme dönüştürebilmesi, yeni tasarımlar ve uygulamalar geliştirilebilmesidir. Beceri, yaratıcılıktır, dönüşüm sağlamaktır, yenilikçiliktir. Yaratıcılık, yeni ve özgün fikirler üretmek; yenilikçilik ise üretilen yeni ve özgün fikirleri uygulamaya dönüştürmektir. Bu bağlamda beceri yaratıcılık ve yenilikçiliğin ön koşuludur. Bireyin yaratıcı ve yenilikçi olabilmesi için birtakım becerilere sahip olması gerekir.
Şimdi yukarıdaki soruları cevaplandırabiliriz. 2 aylık yüz yüze eğitimde gözlemlediğimiz, yukarıdaki 2 öğrencide farklılığı oluşturan en büyük etkenlerin içinde öğrencilerin sahip olduğu beceriler yer almaktadır. 2 öğrencinin de şartları eşittir. 2 öğrenci de aynı sınıftadır. Aynı uzaktan eğitimi almıştır. Aynı öğretmen desteğine sahiptir. İkisi de aynı süre yüz yüze eğitime katılmıştır. Farklılığı ortaya çıkaran öğrencilerden birisinin diğerine göre sahip olduğu becerilerdir. Diğerine göre bir öğrenci öz denetim becerisine sahiptir. Düşünce, duygu ve dürtülerini kontrol ederek eğitimine odaklanmıştır. Stres ile başa çıkabilme ve iletişim becerisine sahiptir. Süreçte “iyi olma hali”ni sağlamış ve eğitimine odaklanmıştır. Problem çözme ve karar verme becerisi vardır. Süreçte siz işinizde iken evde tek başına kaldığında istenmeyen bir durumun meydana gelmesi yani problemle karşılaşması halinde onu etkin bir çözüme kavuşturarak eğitimine devam etmiştir. Bilgi, medya ve teknoloji becerisi ile öğrenmeyi öğrenme becerisini birleştirerek akranlarının 3 adım 5 adım önüne geçmiştir. Bunlar sadece yaş seviyesine göre değişmekle birlikte sayabileceğimiz bazı beceri alanları.
Eğri oturalım doğru konuşalım;
Dünyadan beklentilerimiz yukarıda bahsettiğimiz gibi devam edecekse bireyin kişisel donanımlarının kuvvetli olması şarttır. Ancak bazen gerek eğitim sistemimiz gerekse ulusal sınavların baskısı altında beceri alanlarını yok saymaktayız. Geleceğimiz olan öğrencilerimizi sadece akademik bilgi ile donatmamız çok da işimize yaramayacak. Öğrenmeyi öğrenme becerinize engel olmamak adına 21. Yüzyıl Becerilerini, öğretim programlarında yıllara göre değişen ve sürekli artan becerileri buraya eklemeyeceğim. Ve hatta son dönemde sıkça sınavlardan duyduğumuz “Beceri Temelli Soru” kavramının amacını açıklamayacağım. Ve lütfen doğru cevapları bulmak adına aşağıdaki şu soruları günü geldiğinde sormak zorunda kalmayalım.
Dönüşen ve değişen dünyada bilgi neden tek başına yeterli değil?
Öğrenciler, beceri temelli soruları akademik bilgiye sahipken neden yapamıyor?…