- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Aç gözünü seyret tekrarı yok bunun / İşimiz muhabbet efkârı yok bunun Arada bir dilimiz sürçer ise affola /Susmasını biliriz de kemiği yok bunun Olacak, olacak, olacak o kadar / Olacak, olacak, olacak o kadar Niyetimiz kimseyi kırmak değildir / Şurdakini buraya koymak değildir Arada bir zülfü yâre dokunduk / Tam yerine rast geldi manzara […]
Aç gözünü seyret tekrarı yok bunun / İşimiz muhabbet efkârı yok bunun
Arada bir dilimiz sürçer ise affola /Susmasını biliriz de kemiği yok bunun
Olacak, olacak, olacak o kadar / Olacak, olacak, olacak o kadar
Niyetimiz kimseyi kırmak değildir / Şurdakini buraya koymak değildir
Arada bir zülfü yâre dokunduk / Tam yerine rast geldi manzara koyduk
…
Ne oldu da dilime dolandı bilmiyorum ama günlerdir hem söylüyorum Grup Gündoğarken’in seslendirdiği bu şarkıyı, hem düşünüyorum. Sonra tekrar söylüyor, tekrar düşünüyorum. 2015 yılında aramızdan ayrılan tiyatro sanatçısı Levent Kırca ve ekibinin, 1988’den 2005’e kadar kesintisiz bizleri güldüren ama bolca düşündüren eleştirel güldürü programının müziğinin “zülfü yâre dokunduk” kısmında takılıp kalıyorum.
Nedir zülfü yâre dokunmak; “hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak”. Zülfü yâre dokunulduğu, dokunmaktan çekinilmediği, dokunulanın hiddetlenmediği, suç duyurularının havalarda uçuşmadığı hatta eleştirileni dahi gülümsemekten alıkoyamadığı yıllardan günümüze…
Bir ülkeyi geriye götürmek istiyorsanız iki gücü ele geçirmelisiniz demişti ismini hatırlayamadığım bir konuşmacı. Neydi bu iki şey; eğitim ve medya. İçi boş ders kitaplarına, kitapta verilenlerle zerre kadar örtüşmeyen sınav sorularına, gerçek yaşamdan uzak sanal bir dünya sunan dizilere, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamayacak düzeyde ‘taraflı’ sunulan haber bültenlerine, kabaca tabirle ‘mahalle ağzıyla’ gerçekleştirilen spor programlarına baktığımızda eğitim ve medyanın gelmiş olduğu durumu görmemek için gerçekten ‘kör’ olmamız gerekiyor.
Dikkat edin, çevrenizdekilerden en sık duyduğunuz cümleler arasında yerini alır “artık hiçbir şeyin eski tadı kalmadı” deyişi. Düşünmeyen, düşündüklerini dile getiremeyen, konuşmayan, konuştuklarının sorumluluğunu üstlenemeyen, eleştirmeyen, eleştirdiklerinin arkasında duramayan insanlar topluluğu haline getirildik. Devletin kanalında devletin eleştirildiği yıllardan, evimizde dahi konuşurken diken üstünde olduğumuz yıllara…
Oysa ‘eleştiri’dir bizleri ileriye götürecek olan. Saldırmadan, kin kusmadan, bağırıp çağırmadan yapılacak her eleştiri ileriye atılmış bir adımdır. Şimdilerde ise değil devlet erkânını eleştirmek, değil kral çıplak demek “kral bu” diyecek cesaretimiz kalmadı. Bencilleştik zaman içerisinde, değerlerimizden uzaklaştık, doğru ve yanlışı ayırt etmiyoruz ya da edemiyoruz. Hal böyle olunca ‘gemisini kurtaran kaptan’ misali yaşayıp gidiyoruz, yaşadıkça kayboluyoruz.
Haklarımızın koruyuculuğunu yaptığımız, mücadele ettiğimiz, birlik içerisinde olmaktan korkmadığımız yıllardan; ya işimi kaybedersem, ya bu işin ucu çocuklarıma dokunursa, ötekileştirilirsem düşüncelerinin beynimizi kemirdiği ‘sus’ yıllarına…
Zülfü yâre dokunulabilen yıllardan, ‘gözünün üstünde kaşı var dedi’ yıllarına…
Şu bir gerçek ki kendimizi değiştiremediğimiz sürece bu düzen değişmeyecek, değişemeyecek. “Sen sesini çıkarma”, “Akıllı deliye söyletirmiş”, “Boş ver senin tuzun nasıl olsa kuru derdi olan düşünsün”, “Devir kimin devriyse ona yakın ol”, “Söylediklerine katılmasan da tamam de geç” sözleriyle başladı her şey. Diğer taraftan “DİK DUR, FİKİRLERİNİ ÜÇ KURUŞA SATMA, EĞİLME, KARARLI OL” sözlerine ne oldu? Şunu unutmayalım; yaptıklarımızdan, yapacaklarımızdan sadece ve sadece kendimiz sorumluyuz. Kaybettiğimiz değerler için günah keçisi aramak, boşa kürek çekmekten farksızdır. Haklarımız var bizim, biz istemediğimiz sürece hiçbir gücün elimizden alamayacağı haklarımız.
Olacak O Kadar’dan bir çıktık yola, “bu kadar da olmasın artık”lara geldik. Unutmayın; ekonomide, sağlıkta, eğitimde, üretimde yaşanan kayıpları ne içi boş gündüz kuşağı yayınları ne diziler ne de her şeyi tozpembe sunan haber kuruluşları gidereceklerdir.
Peki, şimdi ne mi yapalım? Hadi gelin hep birlikte söyleyelim şarkının bu kısmını; “Niyetimiz kimseyi kırmak değildir / Şurdakini buraya koymak değildir. Arada bir zülfü yâre dokunduk / Tam yerine rast geldi manzara koyduk”. Sonra düşünelim, bolca düşünelim; nerede hata yaptık diye.
Artık “Tam yerine rast” gelince “Manzara” koymamak gerekiyor.
Rast gelen yerin tiftiklenmesi sorunların çözülmesini hızlandıracaktır.