- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Her şeyin başlangıcı küçüktür.* Genç, ince bir dal iken yol aldıkça hayat yolunda büyüyüp dallanıp budaklanmak, yeşile dönmek mi isteriz; kuru, bodur bir dal olarak göçüp gitmeyi mi? Damarlarımızda gezinen su bilgidir. O su sayesinde kimliğimiz oluşur. Büyüyen her dal gelişen bir yönümüzdür. Her dalından yapraklar fışkıran gölgesi geniş bir ağaç olmak istiyorsak okumalıyız, okumalıyız, okumalıyız.
Okuyan bir toplum değiliz. Herhalde kimse aksini iddia edemez. İspatı için çok uğraşmaya da gerek yok. Düzenli kitap okuyan kaç kişi var çevremizde? Kimler evden çıkarken çantasına kitabını atıyor! Acaba kaç kişinin başucunda, masasında, sehpasında bir kitap var? Düzenli olarak kitap alışverişi yapan kaç kişi? Kaç kişinin evinde kütüphane var? Maalesef bu soruların pek çoğuna hayır cevabını verdik. Sonuç: okumuyoruz!
TUİK verilerine göre, Türkiye’de kitap okumaya ayrılan zaman günde sadece 1 dakika! Kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı araştırmaya göre günde 6 saat televizyon izleyen, 3 saat internete giren Türk insanı kitap okumaya sadece 1 dakikasını ayırıyor! En fazla kitap okuyan ülkeler sıralamasında da durum içler acısı. Zirveyi %21’lik oranla İngiltere ve Fransa paylaşırken Türkiye %0.1(binde bir)’lik oranla 86. sırada yer alıyor. Okuryazarlıkta da şahlanış dönemindeyiz elhamdülillah. Türkiye’de 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor. Kişi başına düşen kitap sayısı 60 yıldır azalıyor ülkede. Tüm dünya Mersin’e giderken bizdeki tersine gidişin sebebi ne ola?
Okumuyoruz ve maalesef pek çoğumuz kişisel olarak bunun eksikliğini de çekmiyoruz. Sonra da çağ atlamayı bekliyoruz. Hem kişisel olarak hem de toplumca ilerlemek istiyorsak önce geçmişi, geçmiş bilgileri, geçmiş kültürleri bilmeliyiz ki onların üstüne koyduklarımızla ilerlemeyi sağlayabilelim. İlerlemek istiyorsak geleceği, gelecekte olabilecekleri kurgulayabilmeliyiz ki hayal gücümüzün ürünlerini gerçekleştirip ilerleme sağlayabilelim. Ama okumuyorsak, öğrenmiyorsak her gün dünyanın ilk günü bizim için! Her şey her gün yeniden keşfedilmek zorunda.
Anayasanın yamalı bohçaya dönmesi, eğitim sisteminin yapboz olması, sağlık sisteminin dikiş tutmaması, ekonominin şahlanamaması da okumamaktan kaynaklanıyor olabilir mi? Yani okumadan ne şahlanmak, ne çağ atlamak, ne de insanca yaşamak mümkün.
Okuyorum, çünkü okumak bir yaşam tarzı benim için. Okuyorum, çünkü Murathan Mungan’ın şiirlerinden aşkın farklı şekillerini öğrendim, Aziz Nesin’le parasızlıktan dağıttıramadığı gazetesini sabaha kadar İstanbul sokaklarını arşınlayıp dağıttım, Nedim Gürsel’in romanından İstanbul’un fethini Fatih’le yaşadım. Okuyorum, çünkü Fakir Baykurt’un Irazca’sıyla hiyerarşiye başkaldırdım. Kemal Tahir’le Anadolu insanının edebini, edepsizliğini öğrendim. Ursula K. Le Guin’le fantastik dünyaların fantastik hayatlarını yaşadım. İskandinav yazarlardan gelişmiş toplumlardaki yaşam tarzlarını öğrendim, gıpta ettim. Kadın haklarını, insan haklarını, hayvan haklarını, demokrasiyi, hukuku, adaleti öğrendim okuduklarımdan. Durduğum yerde yürümeyi, koşmayı, uçmayı öğrendim. Düşündüm, düşündüm…. düşünce balonlarıyla yaşamayı, sorgulamayı öğrendim.
Her şeyin başlangıcı küçüktür.* Genç, ince bir dal iken yol aldıkça hayat yolunda büyüyüp dallanıp budaklanmak, yeşile dönmek mi isteriz; kuru, bodur bir dal olarak göçüp gitmeyi mi? Damarlarımızda gezinen su bilgidir. O su sayesinde kimliğimiz oluşur. Büyüyen her dal gelişen bir yönümüzdür. Her dalından yapraklar fışkıran gölgesi geniş bir ağaç olmak istiyorsak okumalıyız, okumalıyız, okumalıyız.
*Marcus Tullius Cicero