- Dolar: 46.9342 - Euro 53.8167
EUR Alış: 53.8167
EUR Satış: 54.0323

Doğru Sorulara Doğru Cevaplar-3

Okullardaki eğitim artık yeterli değil mi?
Neden değişmek ve değiştirmek zorundayız?
Yaşam boyu öğrenme ihtiyaç mı yoksa sadece bugünlerde popüler olan bir konu mu?


  • Fatih Muhammet Köse - Aralık 14, 2021 -




“Doğru sorulara doğru cevaplar “olarak isimlendirdiğim seriyi, sonuncusuna değinerek bu sayımızda bitireceğim. Konu bütünlüğü adına kısaca özetlemek istiyorum seriyi. “Doğru sorulara doğru cevaplar-1” de pandemi şartlarının da hızlandırdığı bir değişim sürecine odaklandım. Bazı sorular sorduk doğru cevapları bulmak için. Şu an içerisinde bulunduğumuz pandemi ve sonraki yıllarda ortaya çıkma ihtimali yüksek farklı pandemileri açarak bu durumların farkına varmak ve hazırlık için becerilere odaklanmak gerektiğini ifade ettim. Tam da becerilerden bahsetmişken “Doğru sorulara doğru cevaplar-2” başlıklı yazımızın konusunu beceriler ile ilgili gelen sorular oluşturmuştu. Bu başlık altında da becerilerden yoksun bir nesil yetiştirmemek adına çocuklarımızı yetiştirirken neler yapabileceğimiz ile ilgili genel çözümler derlemeye çalıştım.
Bu sayımızda da yine aynı serinin sonuna değineceğim. Ama bu sefer sadece çocuklarımıza ya da okullara odaklanmayacağız. Bu bölümde bu yazıyı okuyan herkesin, hayatının tamamına odaklanması gerekmektedir. Peki gelelim sorularımıza.
Okullardaki eğitim artık yeterli değil mi?
Neden değişmek ve değiştirmek zorundayız?
Yaşam boyu öğrenme ihtiyaç mı yoksa sadece bugünlerde popüler olan bir konu mu?
Konu ile ilgili sayısız soru var aklımda. Ancak bir sınırlandırma yapabilmek adına bu 3 sorunun cevabını birlikte paylaşacağım.
Bilgi çağı, enformasyon çağı, dijital çağ ya da artık nasıl adlandırmak isterseniz içinde yaşadığımız bu çağ bilinen gerçekliklerin çok kısa sürede eskimekte olduğu, bugün doğru olarak bilinen bir bilginin çok kısa bir zaman diliminde güncelliğini kaybettiği bir dönemdir. Basitçe, üniversiteye başladığınız yılda öğrendiğimiz bilginin artık son yıla geldiğimizde kullanımının eskidiği bir çağ olarak betimleyebiliriz. Hal böyle olunca bireylerin ve toplumun geleceği, ekonomik kalkınması, gelişimi açısından bu dönemin belki de en önemli özelliği bilginin öğrenilmesi noktasında yenilenme ve güncellenme kavramının ön plana çıkmasıdır. Artık bireylere örgün eğitimde kazandıkları bilgiler yeterli olmamakta, dolayısıyla bireyler yaşamları boyunca değişen parametreler çerçevesinde yeni şeyler öğrenme mecburiyetinde kalmaktadırlar. Tam da bu noktada yaşam boyu öğrenme kavramı bilgi çağının en önemli uzantısı haline gelmekte, bireyi yeniliğe açık, günceli takip eden bir yaklaşımla yaşamın değişen koşullarına hazırlamaktadır.
Değişimin kaçınılmaz bir gerçeklik olduğu düşünülürse düzene uyum sağlamak için bireylerin de değişmesi gerektiği gerçekliği asla göz ardı edilmemelidir. Bu perspektiften baktığımızda 1 yıl sonra nasıl bir güne uyanacağımızı kestiremezken bireyin hayatının bir bölümünü kapsayan örgün eğitimin tüm hayatında ihtiyacı olabilecek bilgiyi vereceğini düşünmek bir aymazlık durumu olarak ifade edilebilir. Kaldı ki tam da bu çağda bu durumu göz ardı etmek bireyi zor bir sürece ellerimizle teslim etmek demektir. Dolayısıyla örgün eğitimin devam ettiği süreçte ve bitiminde bireyin sağlıklı bir hayat sürdürebilmesi için güncel kalması ve bunun içinde hayat boyu öğrenme becerisini edinmiş olması yerinde olacaktır.
“örgün eğitimin devam ettiği süreçte” kısmında yaptığım vurguyu mutlaka açmak gerekmektedir. Örgün eğitim ortamları, bireylerdeki kadar hızlı bir şekilde değişime ayak uyduramamaktadırlar. Bu ortamların bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Bu ortamlarda değişimi gerçekleştirmek için yaşanan değişimsel olguların berraklaşması biraz daha netleşmesi gerekmektedir. Çünkü her değişim rüzgarının peşinden gerçekleştirilecek değişim, çok miktarda ekonomik ve manevi yükü beraberinde getirmektedir. Bu konuda bireysel olarak bizlerin değişim hızı çok daha iyi durumdadır.
Tüm bunları sadece ben dillendirmiyorum. Hayat boyu öğrenmemi sürdürürken karşılaştığım bir raporda da benzer şekilde bahsediyor. Yıllar önce yayınlanan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda da bu durum aynen şu şekilde ifade ediliyor;
Birincisi, mevcut sistemlerin amaçları ya belirgin değildir ya da kullandıkları araçlar amaçlarına ulaştıracak uygunlukta görünmemektedir. Yeni kuşaklara, çocukluk ve ergenlik döneminin belli bir süresi içinde bir defaya özgü bilgiler kazandırılmakta ve onların yaşamları boyunca yetecek bilgi becerilerle donatıldığı sanılmaktadır. Okul-öncesi eğitim düşüncesi yaygın değildir.
İkincisi, bilginin durmadan çoğaldığı ve hızla eskidiği günümüzde; eğitim kurumları kitaplardan aktarılan bilgilerin öğrenilmesine ağırlık vermektedirler. Oysa çocuklar, kitle iletişim araçları yoluyla okulda öğrendiğinden çok daha fazla bilgi edinmekte, buna karşılık, onlara bu araçlardan faydalanmayı öğretmek üzere çok az girişimde bulunulmaktadır.
Üçüncüsü, okulların başarı saplantıları, sağlıklı olmayan bir yarışmaya yol açmakta ve çok sayıda genç kendisini başarısız olarak damgalayan eğitim anlayışının acımasızlığı sonucu öğrenimlerini terk etmektedirler.
Dördüncüsü, kullanılan yöntemler, resmi yetkililer ile öğretmenlerin daima en iyisini bildikleri varsayımına dayalıdır. Amaçları onlar saptamakta, öğrenme ortamını onlar belirlemekte, öğrenme hızını onlar düzenlemektedir.
Beşincisi, örgün eğitim sistemleri, öğrenimin sadece okullar ile sürmediğini, evde, içinde yaşanılan toplumda, oyun sırasında da sürdüğünü görmezlikten gelmektedir (Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı: Hayat Boyu Eğitim Veya Örgün Olmayan Eğitim Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2001:2-3).”
Raporun yılına dikkat. Rapor 2001 yılında hazırlanmış. Ancak yukarıdaki maddeler çoğu örgün eğitim kurumu için güncelliğini korumaktadır. Bahsetmeye çalıştığım bireysel değişim ve bu sistemlerin değişim hızlarındaki karşılaştırmada tam olarak bu zaten. Eğer örgün eğitim ortamlarındaki değişim hızı bireysel değişim hızımızdan daha yüksek olsaydı 20 yıl sonra bugün aynı sorunların varlığını hissediyor olmazdık. Burada şunu açıklığı kavuşturmam gerekiyor. Herkes kendi öğrenmesinden ve kendi değişim hızından sorumludur, bunun dışında örgün eğitim ortamları bu hıza yetişmek zorunda değildir gibi düz mantık bir çıkarımı asla yapmam. Elbette bunu yakalamak zorundadırlar. Ancak örgün eğitim ortamlarının bu hıza daha erken yetişebilmesi için bireysel olarak değişimi bizlerin başlatması ve örgün eğitim ortamlarının bu değişime daha hızlı entegre olması için itici güç olmalıyız.
Eğri oturalım doğru konuşalım…
Yazdıklarımın hiçbirinde örgün eğitim ortamlarının yükünü artırmak, öğrenciye sorumluluk vermek, politikacıları eleştirmek, öğretmeni aklamak, öğrenci velisini dertlendirmek gibi amaçlar gütmedim. Tek amacım 2001 yılından bugüne kadar alamadığımız bir arpa boyu yolu nasıl alabilirizi açıklayabilmek. Tabi bu arada bu söylediklerim dışında kendini geliştiren, yaşam beceri atölyeleri kuran, yaparak yaşayarak öğrenmeyi destekleyecek kulüpler ve kurslar oluşturan, proje temelli öğrenmeyi sağlayan koşulları sunan, başarıyı sadece sınav sonucu olarak görmeyen, öğretmenini sürekli güncel tutmak için öğrenme toplulukları oluşturan örgün eğitim kurumlarını; öğrencisine didaktik bilgi aktarıcısı olmak yerine rehber olan, onları dört cevaplı test ödevlerine mahkum etmeyen, beceri ve yeterlilik alanlarını gözlemleyip geliştirmesi için yol gösteren öğretmenleri ve çocuğu için doğrusunu arayan, öğrenmenin örgün eğitim ile sınırlı olmadığını düşünen anne-babaları tenzih ediyorum.
Bireysel donatılarımızı (bilgi, beceri, yeterlilik, değer…) bir an önce artırmamız gerekmektedir. Eksikliklerimizi, güçlü yönlerimizi, beceri alanlarımızı, değişime ayak uydurma durumumuzu oturup bir gözden geçirelim. Hayat bitmedi. Bu nedenle değişime ayak uydurabilmek için hayat boyu öğrenmemize odaklanalım. Öğrenme topluluklarına dahil olalım. Bilgi çağı dediğimiz dönemin sunmuş olduğu çevrimiçi eğitimlere dahil olalım. Uzmanlardan yönlendirme alalım. Merakımızı bastırmayalım. Araştırma yapalım. Sonra da bireysel değişim hızımıza yetişemeyen her türlü oluşumu bu hıza entegre olabilmesi için değişime ihtiyacı olduğunu hissettirelim. Ama gerek yok böyle değişimlere dersek 2001 yılında yapılan tespitleri değil 2021’de, 2041 yılına gelsek bile konuşuyor olmaya devam ederiz.

Kaynakça
– Özel İhtisas Komisyonu, (2001). Hayat Boyu Eğitim Veya Örgün Olmayan Eğitim Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, ÖİK:584, Ankara.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir





İlginizi Çekebilir

  • Oktay Çayırlı
  • Kasım 18, 2025
O AN…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
İNADINA CUMHURİYET…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
HİLAL UĞRUNA
  • Sevgi Kokun Çayırlı
  • Kasım 15, 2024
MİLAS’IN KİMLİĞİ ZEYTİN
  • Konuk Yazar
  • Kasım 15, 2024
BİLGE AĞAÇ