- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Neredeyse her gün darp edilen sağlık personelinin haberlerini okuyoruz, basında hastane odalarında barikat kuran doktorların fotoğraflarını görüyoruz; hatta öldürülen doktorlara şahit oluyoruz. Ne oluyoruz!!
Eskiden (çok değil bundan 10-15 yıl önce) insanlar doktorların önünde düğmelerini ilikler, onlara saygı gösterirlerdi. Canlarını, cananlarını, çocuklarını, anne babalarını koşulsuz doktorlara teslim eder, şifa umdukları tüm sağlık çalışanlarına minnet duyarlardı. Doktorluk, hemşirelik toplumun en saygın mesleklerindendi. En küçük bir sıyrıktan en onulmaz dertlerimize kadar hayatımızın her anında koşup yardım dilediğimiz, medet umduğumuz, ne kadar muhtaç olduğumuzun farkında olduğumuz insanlardı sağlıkçılar. Oysa bugün küstahça “siz öldürülmeyi hak ediyorsunuz” haykırışlarını duyuyoruz hastane koridorlarında. Neredeyse her gün darp edilen sağlık personelinin haberlerini okuyoruz, basında hastane odalarında barikat kuran doktorların fotoğraflarını görüyoruz; hatta öldürülen doktorlara şahit oluyoruz. Ne oluyoruz!!
Aile içi şiddet, kadına şiddet, basın mensuplarına şiddet, eylemciye şiddet, öğrenciye şiddet… ve son zamanlarda da sıklıkla sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetle karşı karşıyayız maalesef. Toplumun her alanına sızmış durumda kötülük. Hemen hemen her gün haberlerde, çevremizde, hayatımızın içinde fiziksel, cinsel, duygusal şiddetle karşılaşıyoruz.
Toplumda dogmatizmin artması, en doğrusunu ben bilirimcilerin çoğalması, siyasi söylemler, demokrasinin yozlaştırılması, gelecek kaygısı, farklı düşüncelere, farklılıklara tahammülsüzlük, kültürel erozyon ve daha pek çok sebep yaşadığımız şiddetin temellerini oluşturuyor. Eğitim sistemimiz bozuldu kendini ifade edemeyen, iletişim becerisi yetersiz insan kalabalıklarıyla doldu toplum; hukuk sistemimiz çöktü, mevcut erkek egemenliği daha rahat, korkusuzca ve arsızca kendini göstermeye başladı; ahlak anlayışları değişti ikiyüzlü, vasıfsız insanlar prim yaparken erdem kıymetsizleşti; ekonomimiz bozuldu yoksulluk, kendini şanssız hissetme insanların psikolojisini bozdu ve en nihayetinde sağlıkta reform sağlıksız bir sağlık sistemini ve sağlıkta şiddeti beraberinde getirdi.
Neresinden tutsak elimizde kalıyor sağlık sistemimiz. 2000’li yılların başında başlayan sağlıkta dönüşüm ‘halka hizmet’ esasına dayandırıldı. En azından o şekilde lanse edildi. Fakat sağlık çalışanlarının çalışma koşulları hiç göz önünde bulundurulmadı. Zamanla teklemeye başlayan çarkın içinde şikâyetler arttıkça siyasiler popülist söylemlerle çarkın bozuk dişlisi, eksik alınan hizmetlerin sorumlusu olarak halka doktorları işaret ettiler. Politikacıların söylemlerine bakıp uygulamaların güllük gülistanlık olacağını düşünen insanlarımız çokça uğraştan sonra randevu alıp -aradığı uzman doktoru bulmuşsa eğer (çünkü dönüşümün bir de özel hastaneler kısmı var)- uzun süreler sıra bekledikten sonra doktorun kendisine 5 dakika ayırabileceğini öğrendiğinde gerçeklerle yüzleşti; ama bencil, empati ve düşünme becerisi eksik olduğu için sorunların sorumlusu olarak hep karşısındaki muhatabı gördü. Böylece hep hasta ve doktor karşı karşıya kaldı ve toplumun neredeyse her alanına sızmış şiddet olayları sağlık sektöründe de tırmanışa geçti. 2005 yılında Doktor Göksel Kalaycı’nın bir hasta yakını tarafından katledilmesiyle başlayan süreç gün geçtikçe artarak devam etti. Bu vahim olaylara haklı olarak tepki gösteren sağlık çalışanları için “giderlerse gitsinler” şeklindeki doktorların saygınlıklarının yok edilmesine yönelik yaklaşımlar beyin göçünün de hızlanmasına sebep oluyor. Her ne kadar politikacılar diktikleri hastane binalarıyla, geçmişte hizmet alamayan vatandaşlara sağlıkta dönüşüm sayesinde getirdikleri hizmetle övünüp reform yaptık deseler de reform(!) böyle devam ederse olumsuz çalışma koşulları, yetersiz maddi imkânlar, toplum içinde itibarsızlaşma ve maruz kalınan şiddet eylemleri yüzünden oluşan beyin göçü sonucu ülkede doktor, hemşire bulamaz hale geleceğiz yakında.
Toplumun en zeki öğrencilerinden seçip yıllarca okutup büyüttüğümüz, övündüğümüz, gururlandığımız, hayatımızın her döneminde; doğumlarda, ölümlerde, hastalıklarda, iyi günümüzde de kötü günümüzde de imdat ettiğimiz, sağlık çalışanlarımıza bugün yapmakta olduklarımız reva mı? Daha da önemlisi, fonda Tolga Çandar’dan (düet: Seza Kırgız) “Aman Doktor” çalarken şapkamızı önümüze koyup tekrar düşünelim: Giderlerse ne yaparız!!
“Mendilimin yeşili, aman aman
Ben kaybettim eşimi
Al bu mendil sende kalsın
Sil gözünün yaşını
Aman doktor, canım, gülüm doktor
Derdime bir çare
Çaresiz dertlere düştüm doktor bana bir çare”