- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Parası olup siyaset yaptığını sanan dönem adamlarımız var. Siyasetçi değiller, vasıfları yok ama normal şartlarda göremeyecekleri ilgiyi, “para” ile partilere yamanarak görüyorlar. Onlar için parti önem taşımıyor. A Partisi’nden B Partisi’ne olmadı C Partisi’ne, hadi bir de hatrı kalmasın deyip D Partisi’ne kurbağa gibi zıplıyorlar. Partiler için ise bu kişiler tek bir anlam taşıyor, “sağlıklı para akışı”. Yerinde duramayıp zıp zıp zıplayanlar da değer gördüğünü sanıyorlar. Ne ironi ama… Ye kürküm ye…
Adalet yok! Adalete güven yok!
Kendi adaletini sağladığını iddia eden insanlar türedi ortalıkta. Vuruyor, kırıyor, dövüyor, sövüyor… Biliyor ki yaptığı yanına kar kalıyor.
Televizyon ekranlarında ne olduğu belli olmayan, adını bir türlü koyamadığım gündüz kuşağı programları sözde adalet dağıtıyor. Sunucular televizyondan sesleniyor, “emniyet/jandarma yetkililerimiz bu programdan sonra harekete geçeceklerdir, emniyet/jandarma müdürümüz/savcımız da şimdi bizi izliyordur” diye.
Oh ne ala memleket… Dertsiz tasasız, güllük gülistanlık, işler bile ekran başından yürütülüyor…
*
Para yok! Geçim derdi çok!
Çarkını çevirmek için gözü kendinden başka hiç kimseyi görmeyen, her türlü alavere dalavere işlere bulaşan insanlar türedi ortalıkta. Dolandırıyor, çalıyor, çırpıyor. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmıyor.
Sonu şimdilik hep aynı, yaptığı yanına kar alıyor.
*
Güven yok! Güvensizlik ortamından nemalanmaya çalışan çok!
Ağzı laf yapan, ağzından bal damlayan insanlar türedi ortalıkta. Tutunacak dal arayanlara laf salatası yapıyor, kanına giriyor, kanını emiyor, yavaş yavaş sömürüyor, iliğini kurutuyor.
*
İnanç özgürlüğü yok! Din tacirleri türedi ortalıkta.
Allah için tevazu içerisinde yapılan / yapılması gereken ibadet, debdebeli ortamlara bıraktı kendisini. Kimin inandığı, kimin inanmadığı belli değil.
İster kabul edin, ister etmeyin din de vicdansızların elinde oyuncak haline geldi. Din üzerinden yapılan psikolojik baskılar her ortamda kendini hissettirir boyutta. Örneğin ateist olan bir kişi amirine yaranmak için Cuma mesajı atar oldu, namaz kılmayan cumayı aksatmaz oldu. Anasını babasını aramaya vakit bulmayan / bulamayanlar ise kandillerde mesaj üstüne mesaj atar oldu.
Ramazan’da gizli saklı yapılan yardımlar, ‘reklam’ kokan hareketlere dönüştü.
Bir elin verdiğini diğer elin görmediği günler geride kaldı. Yapılan yardımlar, bağışlar sosyal medya hesaplarından çarşaf çarşaf sergilenir oldu. Elde paketler, verilen adresler, yardım alan kişilerle yapılan özçekimler…
Eskilerin bir lafı var, bilmiyorum duydunuz mu “Hayrı uçmasın” diye. Bu paylaşımlarla yapılan o hayırların bir hayrı kalmadı emin olun.
*
Emek yok! Emek harcamadan yemek bulan çok!
Yapılan iş-kazanç dağılımında da adaletsizlik aldı başını gitti.
Adam 8.30’da başlayan mesaisine 10.00’da gidiyor hem de eli cebinde etrafını süze süze.
‘Bir’ hadi olsun ‘iki’ kişinin rahat bir şekilde yapacağı işi 5 kişi yapıyor o da oflaya puflaya, sallana sallana.
Kapasite yok, işten anladığı yok ama yıkama yağlamadan çok iyi anlıyor ya da çok güzel ağlıyor.
“Ağlamayana mama yok” sözü daha bir anlam kazandı anlayacağınız.
İş yapmaya aciz ama ağzı iki laf yapanın “adam” yerine konduğu bu günlerde çalışan, emek harcayan, üreten, dik duran, başını eğmeyenler elbet bir gün gelecek emeğinin karşılığını alacak. Sabrımızın son demlerinde olsak da umutlarımız yeşermeye devam etsin içimizde.
*
15 Temmuz 2016 gecesi apartmanın merdivenlerinden “Darbe oluyor, darbe oluyor. Bankaya gidiyorum çekebildiğim tüm paramı çekeceğim. Benzinliğe gidiyorum depomu dolduracağım” diyenler Demokrasi Nöbetlerinde yaklaşık bir ay boyunca “VATAN, MİLLET, SAKARYA” diyerek nutuklar çekti.
Şiş yansın, kebap yanmasın çünkü.
Yalakalık tavan çünkü.
İşgüzarlık moda çünkü.
Çalışan değil konuşan takdir görüyor çünkü.
*
Siyaset, disko ışıkları saçıyor etrafa.
Normal vatandaş için iş yolunun açılması için bir basamak sadece. Kapısını aşındırdığı, kalemşörlük yaptığı, yıkayıp yağladığı partisinin tüzüğü nedir, amacı nedir bilmiyor ama savunuyor, övüyor, göklere çıkarıyor.
İlginç bir şekilde evine götürecek ekmek bulamıyor, faturalarını ödeyemiyor ya da zar zor ödüyor, gezmek, eğlenmek nedir unutmuş ama bunca olumsuzluğa karşın kendisini insanca yaşadığına inandırmış gerçekleri görmemekte ısrarla direniyor direniyor.
Parası olup siyaset yaptığını sanan dönem adamlarımız var. Siyasetçi değiller, vasıfları yok ama normal şartlarda göremeyecekleri ilgiyi, “para” ile partilere yamanarak görüyorlar. Onlar için parti önem taşımıyor. A Partisi’nden B Partisi’ne olmadı C Partisi’ne, hadi bir de hatrı kalmasın deyip D Partisi’ne kurbağa gibi zıplıyorlar. Partiler için ise bu kişiler tek bir anlam taşıyor, “sağlıklı para akışı”. Yerinde duramayıp zıp zıp zıplayanlar da değer gördüğünü sanıyorlar. Ne ironi ama… Ye kürküm ye…
*
Vatandaş değer taşımıyor.
Ülke ekonomisi dibe vurmuş kabul görmüyor.
Sağlıkta gözle görülenin çok çok ötesinde sorunlar var, ama inatla zorbalığa şiddete teşvik eden söylemlere devam ediliyor.
Eğitimin gelmiş olduğu durum ortada. Özel okulların başarı sıralamasından ibaret bir eğitim sistemimiz var. Birkaç çocuğumuz üzerinden yapılan reklamların ötesinde her şey boş. Çocuklar mutsuz, aileler umutsuz…
*
Tüm bunlara karşılık elimizde son bir kozumuz var o da oy’umuz.
5 yılda bir elimize verilen, 1 – 2 dakikanın sonunda ise elimizden alınan ülke anahtarı.
Sonra beş yıl yine sus yılı.
*
Makarnaya eş değer görülmemesi gereken,
Geçici vaatlerle takas edilmemesi gereken,
Ekonomiyi yerle bir etmeyecek,
Bitme noktasına gelen tarımı yok etmeyecek,
Sağlığımızı bozmayacak,
Eğitim anlayışını değiştirecek,
Şahsi çıkarlar için değil ülkenin geleceği için kullanılacak ‘bir oy’ çok ama çok kıymetli.
*
Benim oyum, senin oyun, bizim oyumuz; belli mi olur belki dingonun ahırının kapısını kapatabilir.