- Dolar: 44.6475 - Euro 52.6282
EUR Alış: 52.6282
EUR Satış: 52.8391

Sayılarla Alıp Veremediğimiz Nedir?!

… Kazada ‘bir’ kişinin vefat etmesi ya da hain bir saldırıda ‘bir’ askerimizin yaşamını yitirmesi konunun gündemde kalması için yeterli değil mi? …


  • Umut Milas - Ocak 17, 2022 -




Bir çocuk nerede mutlu ve huzurludur? Evinde ya da evi gibi hissettiği yerde.
Bir çocuk en çok ne ister? Sevilmek, değer görmek, sesini duyurabilmek…
Peki, bu ortamı oluşturacak, bu hisleri ona yaşatabilecek kişiler kimdir? Varsa, ailemiz…

Enes Kara da bir çocuktu. Ya da isminin Enes, Ali, Ayşe olması fark eder mi? Çocuktu sonuçta…
20 yaşında bir delikanlıydı. Ya da yaşının 20, 18, 25 olması fark eder mi? Delikanlıydı sonuçta…
Okumayı tercih etmişti. Tıp olmuş, öğretmenlik olmuş ya da ne bileyim muhasebe olmuş fark eder mi? Hayallerinin, hedeflerinin peşine düşmüş sonuçta…

Enes, yok artık. Aslında isimlerin bir anlamı kalmıyor bu noktada. Çünkü Enes; onlarcasından, yüzlercesinden, binlercesinden biri. Bir yerlerde sıkışıp kalmış, nefes alamayan, esir olmuş, başkalaştırılmış, benliğini yitirmişlerden sadece biri.
Amansız bir hastalığı mı vardı? Trafik kazası mı geçirdi? HAYIR! Kendi eliyle yaşamına son verdi.
Kaldığı cemaat yurdundan, yaptırımlarından bunalmıştı. Ailesine sesini duyuramamaktan bunalmıştı. Özgürlüğünün elinden alınmasından bunalmıştı. Kendi iç sesini duyacak bir zamanının olmamasından bunalmıştı.

Böyle üzücü, üzücü olduğu kadar da düşündürücü, beyin tırmalayıcı olaylarda istem dışı kendimi karşı tarafın yerine koyarım. Enes olayında da ilk ailesi geldi aklıma. Anne baba olarak nasıl bir duygu, nasıl bir acıdır bu. İnsanın haykırışları sussa, yüreği taşardı. Baba öyle yapmadı. “Çocuğumun iman zayıflığını fark ediyordum ama ateist olduğunu çektiği video ile öğrendim. Evladım Enes’i manevi boşluğa sürükleyen cemaat değil, ateist arkadaşları oldu. Benim cemaatten hiçbir şikâyetim yok. Keşke çocuğum cemaatçi olsaydı” sözleriyle birilerini aklama yolunu seçti.

Üniversite hayatım boyunca çevremde cemaat yurtlarında kalmış çok sayıda kişi gördüm. Birçoğunu gözlemleme fırsatım oldu. Daha ilk yılımda, ilk dikkatimi çeken sanki bir fabrikadan çıkan eşya misali çoğunun ortak özelliklere sahip olmasıydı. Örneğin çoğu sessizdi, az konuşurdu, ağır hareket ederdi, kalabalık ortamdan uzak dururdu, özellikle kızlar arkadaş ortamlarında çekingen tavırlar sergilerlerdi, ders bitiminde oyalanmaz hemen yurdun yolunu tutardı. Yani hiç ‘üniversiteli’ gibi değillerdi.
“Üniversiteli ne yapsın bir gün orası bir gün burası gezsin mi” diyenler var elbet bu noktada. Tamam, gezmesin ama gülsün, kahkaha atsın. En güzel yıllarında “dini terbiye” gibi süslü laflar altında ezilip büzülmesin. Sevdiği şarkı çaldığında ‘ayıp olur’ diyerek susmak yerine coşa coşa eşlik edebilsin. Birileri istedi ya da birilerine yaranmak için değil gerçekten içinden geldiği için yapabilsin bazı davranışları. Her birey hangi dine mensup olursa olsun kendi isteği ile dini eğitimini almalı, araştırmalı ancak bu eğitim ve araştırma kişilerin, grupların, oluşumların baskısı ile olmamalıdır.
Enes gitti, ülkem yine iki kutba ayrıldı. Haklı olarak bir yanda cemaat yurtlarının ne denli ‘gerekli’ olduğunu ve ‘anne-baba tutumunu’ sorgulayanlar, diğer yanda ise bu düzeni savunmak için ipin ucunu kaçırıp ağzının söylediğini kulağı duymayanlar var.
BBP MKYK Üyesi Ahmet Namık Akdoğan, “Bir velet öldü diye cemaatleri mi kapatacağız? Bir ayyaş öldü diye meyhaneleri mi kapatacağız? O zaman ÇYDD, Atatürkçü Düşünce Derneği, lions, bu gibi yerler de kapatılsın” sözleriyle ‘susma’nın ne derece büyük bir erdem olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Sonrasında açıklamasının sadece ‘latife’ olduğunu söyleyerek de ‘özrüm kabahatimden büyüktür’ demiş oldu.
Nedir bizim bu sayılarla alıp veremediğimiz?!
Kazada ‘bir’ kişinin vefat etmesi ya da hain bir saldırıda ‘bir’ askerimizin yaşamını yitirmesi konunun gündemde kalması için yeterli değil mi?
Yıl içerisinde ‘bir’ çocuk gelin olması yaşananları masumlaştırır mı?
Şiddet gören kadınların feryadının duyulması için, ‘bir’ kadınımızın yaşadıkları değer taşımıyor mu?
Cemaat yurtlarını ‘terbiye’ yeri olarak gören kişilerin gözlerinin açılması için kaç Enes yitirilmelidir?
Ve soruyorum; siyasetin herkesin harcı olmadığını kabul etmek için ‘latife’ yapanların/yaptığını sananların sayısının kaça ulaşması gerekir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir





İlginizi Çekebilir

  • Oktay Çayırlı
  • Kasım 18, 2025
O AN…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
İNADINA CUMHURİYET…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
HİLAL UĞRUNA
  • Sevgi Kokun Çayırlı
  • Kasım 15, 2024
MİLAS’IN KİMLİĞİ ZEYTİN
  • Konuk Yazar
  • Kasım 15, 2024
BİLGE AĞAÇ