- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Umutlu bir yeni yıl yazısı yazmak niyetindeydim ben. Düşündüm, düşündüm… dolar çıldırmış, ekonomi batmış, yönetilmeyen bir ülke, içi boş bir eğitim sistemi, darp edilen doktorlar, hayat pahalılığı, baskılar, cezalar… cahillik paçalarımızdan akıyor. Yüzümüzü güldüren neredeyse hiç bir şey yok. Daha da kötüsü gelecek yıldan da olumlu bir beklentimiz yok.
Işıksız küçük bir sahne… Sahnenin ortasında bir çuval gibi bırakılmış başı önüne düşmüş küçük bir beden iplerle bağlanmış kontrol çubuğuna. Kuklalarız. Sıramızın gelmesini bekliyoruz hareket edebilmek için. Işıklar yandığında yapıyoruz görevimizi. İplerimiz başkasının elinde kuklalarız. Ne elimizi ne ayağınızı oynatabiliyoruz kendi isteğimizle. İplerimizden bağlıyız muktedire.
Şu koskoca evrende milyonlarca yıldız arasında bir gezegenin üstünde küçücük insanlarız. Kalıbımıza bakmadan güç hırsıyla şu koskoca evrendeki küçücük gezegeni dar ediyoruz kendimize. Diyeceksiniz ki ben bir şey yapmıyorum. Haklısınız. Şu küçük gezegenin minicik ülkesiyiz ve şu hayattaki yerini yurdunu idrak edememiş cahil insanların yaptıklarının sonuçlarını yaşıyoruz. “Coğrafya kader” diyoruz. Oysa hayallerimiz vardı gelecek yaşantılarımıza dair. Olmak istediklerimiz, yapmayı hayal ettiklerimiz. İplerimizden azade dans edebileceğimiz…
Umutlu bir yeni yıl yazısı yazmak niyetindeydim ben. Düşündüm, düşündüm… dolar çıldırmış, ekonomi batmış, yönetilmeyen bir ülke, içi boş bir eğitim sistemi, darp edilen doktorlar, hayat pahalılığı, baskılar, cezalar… cahillik paçalarımızdan akıyor. Yüzümüzü güldüren neredeyse hiç bir şey yok. Daha da kötüsü gelecek yıldan da olumlu bir beklentimiz yok.
Elbette geçmişte de böyle dar boğazlardan geçti bu ülke. Bugünküne benzer sıkıntılar yaşandı. O günler geçti gitti. Geçerken peşinde pek çok canlar, çok hayatlar götürdü. Aydınlarımızı… Her dönemde aydınlar gördü bu yangınları, hayatları pahasına söndürmek istediler. Sonu darağacı, sonu kurşunlar, bombalar olsa bile göstermek istediler halka her yeri saran alevleri. İnsanlarımızın kimi gördü, kimi sırtını döndü, kimi kördü. Ve elbette biliyoruz tarih tekerrürden ibaret!! Günümüzde de bu dikenli yolda, bu yangın yerinde her şeyin farkında olan aydınlar her gün nöbet tutuyor üniversitelerinin bahçesinde. Konuşuyor aydınlar yüksek sesle. Görenler dolduruyor meydanları, duyanlar mücadele ediyor, anlayanlar ses veriyor bulduğu her kanaldan. Ama büyük bir oran var ki bu toplumda ‘gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar’ ! Cahilliğinin esiri olmuş, kimi güçle uyutulmuş, kimi parayla, kimi dinle. Elbette bu dönem de geçecek kayıplarıyla. Kendimize gelmeye çalışacağız, toparlanacağız. Şanslıysak güçlü bir liderimiz olacak elimizden tutan. Kavrulan toprağımıza su verecek. Ya sonra? Bu topraklardan ırkçılığı, adam sendeciliği, eğitimsizliği, hurafeleri, dogmatik ve skolastik düşünceyi söküp atamadığımız müddetçe hep aynı döngünün esiri olacağız. İplerimiz başkalarının elinde; nasıl yaşamamız gerektiğine, ne düşünmemiz, neye inanmamız gerektiğine, saat kaçta içki içeceğimize, ne yiyeceğimize, ne izleyeceğimize, ne giyeceğimize, eve kaçta döneceğimize onlar karar verecek. Ve bu döngüyü kırmak istiyorsak geçmişte olduğu gibi bugün de doğruları söylemekten korkmayacağız, korkmamalıyız. Çünkü biz biliyoruz ki ‘dünya, güneşin etrafında dönüyor!’