- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
İnsanların içinde bulunduğu ekonomik durum, dünyada ve ülkede gerçekleşen politik olaylar, çokça günlük hayattaki gündemlerimize sirayet ediyor. Özellikle ekonomik bunalım zamanları insanlar daha depresif, sinirli, tartışmaya açık olabiliyor.
Konuşmak ve iletişim kurmak, insanlık tarihine çok uzun zamandır eşlik eden kavramlar. Bizi diğer hayvanlardan ayıran, düşündüklerimizi paylaşmamızı sağlayan yegane aracımız kullandığımız dil. İletişim karşılıklı gerçekleşen bir davranış olduğu için bunu karşınızdaki bir ya da birden çok insanla iletişime geçiyorsunuz ve süreç başlıyor. Buraya kadar yazılanlar çok normal, çok sıradan gelmiş olabilir. Peki, bu kadar basit ve açık görünmesine rağmen, biz konuşmayı bilmiyor olabilir miyiz?
İnsanların içinde bulunduğu ekonomik durum, dünyada ve ülkede gerçekleşen politik olaylar, çokça günlük hayattaki gündemlerimize sirayet ediyor. Özellikle ekonomik bunalım zamanları insanlar daha depresif, sinirli, tartışmaya açık olabiliyor. Hele Türkiye gibi siyasi hayata katılımın yüksek olduğu bir ülkede yaşıyorsak, attığımız her adım siyasi bir anlam taşıyor ve siyaset her masaya tartışma konusu oluyor. Tüm bunların sonucunda da yolda yürürken, arkadaşlarımızla çay içerken, televizyon izlerken her an yüksek desibelli tartışmalara maruz kalabiliyoruz.
Farklı görüşleri savunan insanların gerekleştirdiği tartışmalar doğru bir şekilde yapılmıyorsa insanlara bir şey katmadığı, aksine daha agresif hale getirdiği aşikar. O nedenle, aşağıdaki durumları gözlemliyorsak, o ortamdan hızla uzaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Birincisi, siz bir konu hakkında fikir sunarken karşı tarafın bir an önce sözlerinizi bitirmenizi beklemesi. Bu sabırsız bekleyişi yüz ifadesinden ve hareketlerinden rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Lafınızı kesip sizi yanlışlamak için fırsat kollar, ancak bir türlü yapamaz ve artık dinlemeyi kesip sadece sözlerinizin bitmesini bekler. Böyle bir durumda karşı taraf tahmin edeceğiniz gibi artık sizin fikirleriniz üzerine düşünmeyi bırakmıştır. Sizin ne anlatmaya çalıştığınızla hiç ilgilenmez. Lafı bitse de derdimi anlatsam diye bekler. Televizyondaki haber kanallarında bu tarz tartışmalar esnasında bu bekleme süresi telefona bakarak, göz kontağını keserek, başka şeylerle ilgilenerek karşı tarafa da saygısızlık yapacak şekilde sürdürülür. Unutmayalım ki tartışma iki taraflı ve iki tarafın fikirlerini paylaşıp öğrenmesi gereken bir süreçtir. Eğer karşımızdaki insanının bizi dinleyip anlamaya niyeti yoksa o tartışma çok sağlıksızdır.
İkinci sorunumuz desibel. Eğer desibelin rahatsızlık verici düzeye çıktığını gözlemliyorsak, artık iki taraf da dinlemekten çoktan vazgeçmiş demektir. Bağırma sebebimiz, genelde karşı tarafı artık duymak istememizden ve bastırmak istememizden kaynaklanır. Ani gelişen sinir, öfke, tahammülsüzlük sebebiyle ses yükseliyorsa, o tartışmanın bir sonuca ulaşması imkansız bir hale gelmiştir. Elbette fikirlerine hiç katılmadığımız birinin görüşleri karşısından sinirlenmiş olabiliriz. Ancak bu duygu direkt olarak sese sirayet ediyor ve karşı taraf da bunun sonucunda karşılık olarak sesini yükseltiyorsa, belki de artık bu iletişimi zorlamanın anlamı yoktur.
Üçüncüsü, fikirlerinizden ziyade başka şeylere -özellikle direkt kişiliğinize- saldırı varsa. Buna “ad hominem” deniyor ve günlük hayatta oldukça sık karşılaşılan bir argüman çeşidi. Elbette çok sağlıksız ve tamamen tartışmayı saptırmayı hedef ediniyor. Örneğin savunduğunuz bir fikre, fikirle çok alakasız bir şekilde “E tabii sen kadınsın”, “dindarsın”, “lise bile okumamışsın” gibi cevaplar alıyorsanız, doğrudan etiketlendiğiniz için fikirleriniz önemsiz sayılıyorsa bu manipülasyona maruz kalıyorsunuz demektir. Karşı taraf fikirlerinizi çürütemediği için, sizi hedef alarak bu tarz söylemler geliştirir.
Genel olarak aslında tartışmayı çok severim. Daha doğrusu yakın arkadaşlarımla, ailemle, daha doğrusu beni dinleyecek ve fikirlerime değer verecek insanlarla tartışmayı çok severim. Eğer bir tartışma sağlıklı bir ortamda, herkes birbirine saygı duyarak yapılıyorsa %100 zıt fikirlerin tartışılması bile çok keyifli ve öğretici olur. Ancak günlük hayatımızda maalesef içimize işlemiş agresiflikler, tahammülsüzlükler, birbirimizi dinlemediğimiz, anlamadığımız ve hatta kalp kırmaya kadar giden iletişimlere yol açıyor. Umarım tüm bunlardan uzak kalmayı başarabiliriz.