- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Geçtiğimiz bir ay boyunca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir alt kuruluşu olan İstanbul Planlama Ajansı’nın düzenlemiş olduğu “Yerel Yönetimler ve Sosyal Politika” eğitimine katıldım. Eğitim boyunca sosyal politikaların tarihçesinden dezavantajlı gruplara karşı belediyelerin sorumluklarına, sosyal hizmetin öneminden kent ekonomisini analiz etmeye kadar pek çok konu hakkında ders alma ve tartışmalara katılma fırsatı edindim. Satır Arası’nın bu yazısında da oradan edindiğim notları aktarmayı uygun gördüm.
Geçtiğimiz bir ay boyunca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir alt kuruluşu olan İstanbul Planlama Ajansı’nın düzenlemiş olduğu “Yerel Yönetimler ve Sosyal Politika” eğitimine katıldım. Eğitim boyunca sosyal politikaların tarihçesinden dezavantajlı gruplara karşı belediyelerin sorumluklarına, sosyal hizmetin öneminden kent ekonomisini analiz etmeye kadar pek çok konu hakkında ders alma ve tartışmalara katılma fırsatı edindim. Satır Arası’nın bu yazısında da oradan edindiğim notları aktarmayı uygun gördüm.
Gerek belediyelerin yerel politikaları gerek devletin tüm makro politikaları aslında çok sıkı ve net bir sistemden geçirilerek tasarlanmalı. Bu sistem özünde katılımcı bir politikayı benimsemeli (gençler, çocuklar, engelliler, yaşlılar, kadınlar gibi zaman zaman ayrımcılığa uğrayan dezavantajlı grupları da kapsayarak) ve atılan her bir adımın mantıksal bir dayanağı olabilmeli. Bu eğitim sırasında tartıştığımız basit bir sorudan bahsedeceğim.
Covid aslında bir sağlık problemi. Salgın ve pandemi de bir sağlık sorununun sebep olduğu dünyanın değişme hali. Ancak biz pandemide, sağlık sorunları haricinde toplumu derinden etkileyen pek çok problemle yüzleştik. Bazıları pandemi ile iyice ayyuka çıktı, bazıları ile ilk defa karşılaştık. Yani artık bu basit bir “hastalık” problemi değildi. Toplumsal bir problemdi. Bu süreçte çocukların eğitim hakkı ciddi ölçüde zedelendi. Hala yüzbinlerce çocuğun (özellikle kız çocuklarının) okula dönmediği bir gerçek. Bu da çocuk gelin ve çocuk işçi sayılarında inanılmaz bir artışı körükledi. Hatta maalesef çok acı ki, çocuk intiharlarının arttığına yönelik raporlar da var. Ev içi şiddetin arttığını gördük. Özellikle evde çok uzun süre vakit geçiren aile üyelerinde zamanla kadına ve çocuğa şiddet başa çıkılamaz bir boyut aldı ve aile bakanı “bunlar tahmin edilebilir düzeyde” demekle yetindi. Gerekli besin alınamadığı için yaşanan yenidoğan ölümleri, sürekli eve hapsedildiği ve yalnızlığa terk edildiği için görülen yaşlı intiharları toplumsal çöküşteki kırmızı alarmları her gün verdi aslında. Artık kim buna bir virüs, hastalık problemi diyebilir? Covid 19’un ciddi bir toplumsal problem olduğu konusunda hemfikir olmamız gerekiyor. Peki, yönetimlerin bu durumları görmesi ve önlem alması nasıl gerçekleşti?
Çocuklardan bir örnek verelim. Çocuklar eğitime uzak kaldı diye bol keseden tablet dağıtıldı. Dağıtılan tabletlerin sayısı, buna ayrılan para her yanda reklam konusu oldu. Peki, tablet dağıtmak sorunu çözdü mü? Türkiye’deki pek çok mahallede internet altyapısı bile yok, buna hızlı çözüm üretildi mi? Hanelerde kaç çocuk var, bir tablet verip geçmek çocuklar arası eşitsizlik yaratır mı bu hesaba katıldı mı? Aileler, çocukların sağlıklı bir şekilde bu tabletlerin nasıl kullanılması gerektiği hakkında bilgilendirildi mi? Ve bu soruları geçtim, en önemlisi, çocukların bu süreçte ihtiyaçları olan şeyin ders, ödev ve tablet olması gerektiği kararını kim verdi? Sivil Toplum Kuruluşlarının hazırladığı raporlara göre bu süreçte çocukların en büyük istekleri “Okula dönmek ve arkadaşlarını görmek” oldu. Çocukların yalnız kaldığını, akranlarından uzaklaştıkları için sosyal becerilerinin zayıfladığını, sağlıksız bir şekilde artan ders yükü dolayısıyla pek çoğunun mental olarak daha da yara aldığını hangi yetkili gördü? Pandemi, eğitim eksik kaldığı için tablet dağıtma problemi değildir. Çocukların yaşadığı fiziksel, zihinsel, sosyal, maddi sorunları görmek ve ellerinden tutabilmektir. Yanlarında olduğunu hissettirebilmektir. Toplumun her kesimini hatırlamak ve onu gündemine aktör olarak katabilmektir.
Yeni bir yıl, yeni umutlarla başlıyor. Hepimize bir parçası olduğumuzu severek hissettiğimiz huzurlu kentlerde, ülkelerde yaşamayı diliyorum.