- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Nasıl ki toprağın altında kalmış kıymetli madeni kazıdıkça çamurunu, pasını sildikçe ışıltısı ortaya çıkar; üstünde yaşadığımız toprakları da kazıdıkça kat be kat eski medeniyetlerle karşılaşıyoruz. Derinlere indikçe bin yıllar öncesinin kıymetleriyle tanışıyoruz.
Büyük bir kültür mirasının üstünde oturuyoruz. Kafamızı nereye çevirsek farklı yüzyıllardan farklı medeniyetlerin izleri. Batıda Euromos, kuzeyde Labranda, doğuda Stratonikeia, Lagina, güneyde Keramos… Dört başı mamur bu toprakların, her bir yanda bin yıllar öncesinin kadim şehirlerinin izleri. Kapat gözlerini, dinle seslerini. Sokaklarında gezinen, agoralarda alış veriş yapan insanları, boğa güreşlerinin patırtısını, bayramların coşkusunu… Hayal et tapınakta Zeus’a yakaranları, savaşçı Karialılar’ın kavgalarını, çalınan lirleri, çifte flütleri…
Bir kısmı yüzeyde bir kısmı toprağın derinliklerinde yazın yeşilliklerin, çiçeklerin; kışın çamurun, karın altından başkaldıran bin yıllar öncesinin kültür sembolleri ile dolu yaşadığımız toprakların altı. Bafa’da kıyı boyunca, gölün derinliklerinde, Latmos Dağı’nın doruklarında saklı Herakleia’nın hikâyesi. Euromos’ta sütunlarının altında soluklandığımız Zeus Tapınağında bin yılların inanışları… Durup dinlediğimizde Stratonikeia sokaklarında, tiyatrosunda bayram kortejlerinin coşkusunu duyabiliriz kulaklarımızda. Keramos, Bargylia, İasos, Labranda…
Nasıl ki toprağın altında kalmış kıymetli madeni kazıdıkça çamurunu, pasını sildikçe ışıltısı ortaya çıkar; üstünde yaşadığımız toprakları da kazıdıkça kat be kat eski medeniyetlerle karşılaşıyoruz. Derinlere indikçe bin yıllar öncesinin kıymetleriyle tanışıyoruz.
Mylasa çevresinde antik çağlarda irili ufaklı 14 şehir vardı. Karialılar bu coğrafyanın en eski halkı MÖ 3000 yıllarına dayanan bir tarihi var Karialıların. MS 2000 yılının sonunda Yunanistan’dan göçler olmuş Anadolu sahillerine. Sonrasında yavaş yavaş Yunan kültürü hakim olmuş, Karia Helenleşmiş. Kah Lydialılar, kah Persler, kah Romalılar hakim olmuş şehirlerde. Bir zaman bağımsız şehirler olarak davarlıklarını sürdürmüşler. Sonra Bizans, Selçuklular.
13.yy da Türklerin eline geçmiş Karia. Menteşeoğulları var olmuş yüzlerce yıl. Türkler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler beraber yaşamışlar. Şehrin duvarlarını farklı farklı renklerde taşlarla donatmışlar. O günlerden bu günlere anıt mezarlar, baltalı kapılar, su kemerleri, sunaklar, tapınaklar, mescitler, hanlar, hamamlar, Macar evleri kalmış bize o günleri hatırlatan. Bir de zeytinlikler, incir ağaçları, üzüm bağları..
Atalarımız bize kendilerini hatırlamak için ne muazzam taşlar(!) bırakmışlar. Ama biz reddi miras peşinde çocuklar gibiyiz; hırçınız, öfkeliyiz sanki. Euromos nereden kendini gösterse hemen sırtımızı dönüyoruz. Stratonikeia merhaba dese gözümüzü kapatıyoruz, Labranda’yı tahrip ediyoruz. Toprağı eşeliyoruz, kendini sunuyor bize mirasımız, biz fırlatıp atıyoruz. Oysa bize ne güzel şehirler bırakmışlar. Hamamlarını, agoralarını, tiyatrolarını…. Biz böyle yaptık, böyle yaşadık, size bıraktık estetik ve sağlam yapılarımızı, siz de sahip çıkın, koruyun, geliştirin medeniyeti demişler; ama nerdeee! Kıymet bilmez insanlarız. Geçmişi parlatıp yaşatmak yerine yakıp yıkıyoruz. Lafa geldi mi mangalda kul bırakmıyoruz. Tarihimiz çok kıymetli; ama ne tarihimizi biliyoruz ne de onu koruyup sahiplenmeyi. İtalyan şehirlerinde dolaştım hayranlıkla, Germen şehirlerini gördüm sanki bir film setinde gibiydim, İskandinav şehirlerini gezdim. Hepsi buram buram tarih kokuyordu. Yüz yıllık, iki yüz yıllık üç yüz yıllık binaların içinde yaşıyorlar. Her yerde heykeller, anıtlar… Geçmişle bugünü birleştirmişler, geçmişin içinde yaşıyorlar bugünü. Çünkü mirasları kıymetli. O mirastan besleniyorlar. O mirasın üstüne koyarak medeniyetlerini geliştiriyorlar.
Peki, biz nerede yanlış yaptık! Biz mirasımızın üstüne yeni şehirler kurduk çürük çarık. geçmişi yıktık, yok saydık, bahçe duvarı yaptık, üstüne apartman diktik. Biz, bizi besleyen kültürümüzle bağ kuramadik. Biz, bizi hayata bağlayan göbek bagimizi kopartıp kendimizi çirkinliğe,değersizliğe, yoksulluğa mahkum ettik.
Biz nerede yanlış yapıyoruz!