- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
“Çocuklar meşgul, yorgun ve tükenmiş. Onların hayatını sadeleştirmemiz lazım. Sadeleştirerek zenginleştirmek lazım. Her yerde bir rekabet var. Baskıları çok fazla. Çocuğun hayatından oyunun alınması asla kabul edilemez. Çocukların oyuncu öğretmenleri, oyuncu okulları ve oyuncu aileleri olması lazım. Çocuğu keşfetmek, ilham vermek lazım”.
Kısa bir virüs arasından sonra tekrar merhaba. “Korona olmayan kaç kişi kaldık?” sorusunun muhataplığından bende ayrılmış oldum. Umarım bu sorunun muhatabı olarak sayınızın eksilmesi en kısa zamanda son bulur.
Bu seride daha önce de belirtmiş olduğum gibi katılma fırsatı yakaladığım TÖZOK tarafından organize edilen XX. Geleneksel Eğitim Sempozyumu’nun içeriğinden derlediklerimi sizlerle paylaşacağım. Sempozyumun teması “Eğitimin Dönüşümü” olmuştur. Duyduğumda sizler gibi bende temadan etkilenenlerden oldum. Çünkü neredeyse hepimizin aradığı çıkışı ifade ediyor. Peki, neden bu kadar kerli ferli insan bu konu üzerine yoğunlaştı? Cevabı çok açık; eğitimde yolunda gitmeyen durumlar ve beklentiyi karşılamayan çıktılar mevcut. Bunu anlamak için eğitim dünyasının içinde olmanıza da gerek yok. Durum herkes tarafından görülebilmekte. Ama eğitim dünyasında yer alan kişilerce çok ciddi olarak kendini belli etmiş durumda. Peki, neler oluyor eğitimde? Gelin kısa kısa bazı konuşmacıların ana fikirlerine, almış olduğum notlar ve anladığım kadarıyla bakalım.
Prof. Dr. İlber Ortaylı “Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne Eğitimde Modernleşme” başlığı ile kısa bir konuşma yapıyor. Türk Milletini, coğrafi konumu itibariyle ordusuna önem veren bir millet olarak tanımlıyor. Buna bağlı olarak orduyu destekleyen hekimlik ve veterinerlik alanlarında uzman olduğumuzu ifade ediyor. Ancak uzmanlığımıza bağlı olarak Türkiye’nin her yerinde eğitim verecek hekim ve veterinerin olması her yere tıp fakültesi açılacağı anlamına gelmediğini şiddetle vurguluyor. Aslında uzmanlık alanlarımızın nicelik uğruna niteliğini yok etmenin faydasından çok zararı olduğunu ifade ediyor. Diğer taraftan son 50 yıldır ötekileştirdiğimiz teknik eğitimin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından nihayet yer verilmesine sevindiğini iletiyor. Bunu ifade ederken liseye gerekli önemin gösterilmediğinin altını çiziyor. Sadece üniversite sınavına yetiştirmek ile doğru bir lise eğitiminin olmayacağını söylüyor. Eksik kalacağımızdan bahsediyor. Öğrencilerin, öğretmenlerden ve bakanlıktan daha istekli bir yapısı olduğu üzerinde durarak dünyada 2 milletin öğrencisinin sıkıştığı zaman her şeyi yapabileceğini ve bu milletlerin başında da Türk öğrencilerin (diğeri Rus öğrenciler) yer aldığını söylüyor. Sıkıştığında bir şeyler yapmak yerine isteyerek bir şeyler yapabilecekleri imkanların sağlanması hususunun altını çiziyor. Okul dışında da bir eğitim ağının (tiyatro, opera, kütüphane vb.) oluşturulması gerekliliğini ifade ediyor. Konuşmasını tamamlarken çağın gerekliliğine uygun dönüşümlerin gerçekleşmesi gerektiğini ve memleketin sadece profesöre ihtiyacı olmamakla birlikte musluk ustasına da ihtiyacı olduğunu söylüyor.
MEF Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin “Değişen Gelecek ve Dönüşen Eğitim” başlıklı sunumunu yapıyor. Sunumuna “Dünya nasıl mezunlar bekliyor?” sorusu ile başlayarak öğrencilerden beklenen yetkinlik alanlarını sıralıyor. Gençlerimizi adını bilmediğimiz meslekler, icat edilmemiş teknolojiler ve ortaya çıkmamış problemlere doğru yetiştirdiğimizi söylüyor. Ardından şu soruyu soruyor: “Böyle bir gelecekte gençlerin ihtiyaçları nelerdir?”. Sorusuna cevap olarak; bilgi, beceri ve yetkinlikler ile tutum ve değerleri paylaşıyor. Sunum burada benim için çok tanıdık bir hal alıyor. Çünkü tam olarak daha önceki yazılarda üzerinde durmaya çalıştığım noktaları açmaya devam ediyor. Gelecek zorluklar ve tehditlerden, son 10 yılda yaşanan hızlı değişimden ve nasıl hazırlık yapılması gerektiğinden bahsediyor.
Erken çocukluk eğitimcisi Prof. Dr. Belma Tuğrul “Başka” başlıklı sunumunu çok naif bir şekilde paylaşıyor. Açıkçası bir çocuğa “başka” bir açıdan bakmamı sağladı. Çocuğun okul ile ilk ilişkisinden bahsetti sunumuna başlarken. Bahsetmiş olduğu ilişkinin aslında diğer kademelerinde temelini attığını ve öneminin çok fazla olduğunu ifade etti. Daha sonra çalışmalarında veri topladığı “Neden okula gidiyorsun?” sorusuna 19 yaş üzeri gençlerin verdiği cevaplar ile anaokulu çocuklarının verdiği cevapları karşılaştırdı. Not aldığım bazı cevapları burada paylaşmak istiyorum. 19 yaş üzeri gençler bu soruya şu cevapları veriyor; başka çare yok ki, düzen bu, iyi iş bulmak, gitmen gerekir dediler gidiyoruz, askerlik meselesi… Anaokulu çocukları ise aynı soruya şu cevapları veriyor; büyüdüm artık, okula gitmezsen hep bebek kalırsın, okulda oyun oynanıyor, yazmayı okumayı öğrenmek istiyorum, evde olmayan oyuncaklar var, öğretmenler çocukları bekliyor… Bu sorunun ardından “Merakını gidermek için ne yapıyorsun?” sorusuna gelen cevapları paylaşıyor. Belki bu soru biraz tanıdık gelebilir. “Z kuşağına destek olmanın zamanı gelmedi mi?” serisinin birinci yazısını bitirirken “etrafınızı izleyerek bir gencin bir işi nasıl yapabileceği ile ilgili değil de nasıl yapamayacağı ile ilgili çevresinden aldığı sayısız dikteyi takip etmenizi” istemiştim. Belma Hanımın cevaplarında da durum ne yazık ki çevrenin olumsuz dikteleri ile yaşla orantılı olarak meraksızlığa doğru gidiyor. Sonra sunumunu bir çocuğun eğitim yolculuğu A noktasından başlayıp B noktasına doğru bir yolculuk diyerek topluyor. Peki A noktası ile B noktası arasında neyi yanlış yapıyoruz diye soruyor ve cevaplıyor: “Çocuklar meşgul, yorgun ve tükenmiş. Onların hayatını sadeleştirmemiz lazım. Sadeleştirerek zenginleştirmek lazım. Her yerde bir rekabet var. Baskıları çok fazla. Çocuğun hayatından oyunun alınması asla kabul edilemez. Çocukların oyuncu öğretmenleri, oyuncu okulları ve oyuncu aileleri olması lazım. Çocuğu keşfetmek, ilham vermek lazım”.
Eğri oturalım doğru konuşalım…
Bu sayımızda fiziksel sınırları aşmamak için 3 sunum notunu paylaşıyorum. Hatta içerisine yorumlarımı da neredeyse hiç eklemedim. Bir sonraki sayıda Prof. Dr. Sinan Canan, Prof. Dr. Erhan Erkut ve Prof. Dr. Soner Yıldırım’ın sunumlarından almış olduğum notları paylaşacağım. Üzerine kendimce önemli gördüğüm ve farklı kaynaklar aracılığıyla da damıttığım çıkarımlarımı yapacağım. Altını çizmemiz gereken noktaları tekrar vurgulayacağım. Çünkü, eğitimin dönüşme gerekliliği varsa sık sık eğri oturup doğru konuşmamız gerektiğine inananlardanım.