- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Türkiye, kayıt dışı istihdamın çok yüksek oranda olduğu bir ülke. Maalesef güvencesiz çalışma, asgari ücretin altına çalıştırılma, iş güvenliği sağlanmadan istihdamın pek bir moda olduğu ülkemizde göçmen çocuklar da dahil olmak üzere ciddi bir çocuk işçi sorunu var. Pandemi ve uzaktan eğitimle de birlikte tekrar okula dönmeyen çocukların sayısı 150 binden fazla. …
Hayat pahalılığı, gıda krizi, enflasyon, kredi borcu, konut krizi derken çok yönlü bir ekonomik sınavdan geçiyoruz. Her gün evimizin içinde, sokakta, yürürken, çalışırken hatta uyurken bile peşimizi bırakmayacak bir geçim derdimiz var. Çoğu kriz birbirini tetikliyor, büyütüyor ve kendi içinde artarak devam ediyor. Bütün sosyo-ekonomik kitleler, kendilerince bir kördüğümün içine girmiş durumda. Elbette krizin tüm boyutlarını ele almak bu gazete köşesindeki birkaç satırın başaramayacağı bir iş ancak en azından bir kısmına dikkat çekmek istedim: Çocuk Yoksulluğu.
Bir süredir Derin Yoksulluk Ağı ve CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi’nin çalışmalarını takip ediyorum. Özellikle Yoksulluk Dayanışma Ofisi, “Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.” mottosuyla hareket ediyor ve bu yönde sahada birtakım faaliyetlerde bulunuyor. Bu köşe yazısının konusunu özellikle “Çocuk” olarak seçtim çünkü bu çalışmaları takip ederken fark ettiğim bir kavram beni fazlaca düşünmeye sevk etti: “Devredilen Yoksulluk”. Krizlerin oluşturduğu derin ve kalıcı yoksulluk, en çok da ailelerin çocuklarını etkiliyor. Çocukların gelişim çağında yetersiz beslenmeden tutun da sağlıklı uyku almaya kadar birçok gelişim faktörünü etkilediği gibi, büyük travmalara ve anılara sebebiyet verecek psikolojik zorluklar yaşatıyor. Genelde çocukların anlamayacağı, fark etmeyeceği, ya da onları ilgilendiren bir şey olmadığı düşünülebilir. Ancak unutmamak gerekir ki bu krizin, ekonomik durgunluğun ve siyasi gerilimin içinde bulunan çocuklar yarın büyüyecek. Bugünkü krizin içinde yaşanan derin yoksulluk, ailelere bu krizden çıkmayı zorlaştırdığı gibi, o ailelerin çocuklarını da ilerde bizzat aynı krizin içinde yaşamaya sevk ediyor. CHP Dayanışma Ofisi koordinatörü Hacer Foggo şöyle belirtmiş: “Aileler artık çocuklarına yoksulluğu miras bırakıyor.”
Şimdi bu kurumların faaliyet raporlarından birkaç bilgiyi sunarak konunun ehemmiyetine dikkat çekmek istedim.
Öncelikle ilk sorun elbette çocuk işçilikle başlıyor. Türkiye, kayıt dışı istihdamın çok yüksek oranda olduğu bir ülke. Maalesef güvencesiz çalışma, asgari ücretin altına çalıştırılma, iş güvenliği sağlanmadan istihdamın pek bir moda olduğu ülkemizde göçmen çocuklar da dahil olmak üzere ciddi bir çocuk işçi sorunu var. Pandemi ve uzaktan eğitimle de birlikte tekrar okula dönmeyen çocukların sayısı 150 binden fazla. Bu korkunç sayının arkasında çalışmak, evlenmek zorunda olan çocuklar var. TÜİK de, 5-17 yaş aralığında %5 civarı çocuk istihdamı olduğunu belirtiyor.
Hiçbir sağlık güvencesi olmadığı için çocuğunu hastaneye götüremeyen, ilaç alamayan aileler bulunuyor. Yeşil kart sisteminden faydalanabilen aileler arasında da, bu sistemin her sağlık sorununu ve ilaç teminatını karşılamadığı için sorunlarla karşılaştığını belirtenler var.
Yoksulluk koşullarında yaşayan ailelere çocuklarını okula göndermeleri koşuluyla şartlı yardımlar veriliyor. Bu şartlı yardımın miktarı aylık, ilköğretimde okuyan oğlan çocukları için 45, kız çocukları için 50 TL; ortaöğretimde okuyan oğlan çocukları için 55, kız çocukları için 75 TL. Aylık 100 lirayı geçmeyecek bir meblağ hangi çocuğa nasıl bir katkıda bulunabilir tekrar düşünmek gerekir.
Tabii ki en büyük kırmızı alarmlardan biri de yoksulluktan açlığa geçişte. Yoksulluk sınırı altında yaşayan pek çok aile, tahmin edilebileceği gibi sağlıklı ve dengeli beslenme imkanlarına erişemiyor. 0-3 yaş arasındaki çocuklarını mama fiyatları göz önüne alındığında şekerli su, pirinç lapası ile besleyen binlerce aile var. Bu yetersiz beslenmenin çocuk ölümleri, bodurluk, sağlıksız beslenmeye dayalı obezite gibi pek çok soruna sebebiyet verdiği biliniyor.
Okula aç giden, yetersiz beslenen, çalışmak zorunda kalan, yatağa aç giren binlerce çocuğumuz var. Bu ülke çocuklara hem bugünü, hem de yarını borçlu. Hem de fazlasıyla.