- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Elimizde telefon, önümüzde bilgisayar olması her daim ulaşılabilir, her daim iş yapabilir olduğumuz anlamına da gelmemeli. Şimdi önlemler bittikçe bu karışan gece/gündüz, hafta içi/hafta sonu algımızın eskisine ve normale en azından yaklaşmaya çalıştığını nihayet görüyorum. Ve bir daha asla böyle bir mental sınavdan geçmemeyi diliyorum.
Pandemi denince akla gelen en büyük kısıtlamalardan biri olan maske zorunluluğu, geçtiğimiz günlerde tamamen kalktı. Çeşitli kısıtlamaların birkaç aydır aşamalı olarak kalktığına zaten şahit oluyorduk. En son zincire bu karar da eklenince, pandemide günlük hayatımızı etkileyen ne varsa neredeyse yok olmuş gibi oldu. Yalnızca gece 12’den sonra müzik kısıtlaması gibi kararlar duruyor ancak onların herhangi bir toplum sağlığı endişesi taşıdığını düşünmüyorum.
Tüm bu kısıtlamalar kalktığında, üç sene önce ile şu anki hayatım arasında bir fark var mı diye düşündüm. Artık istediğim gün istediğim saatte sokağa çıkıyorum, maçlara, konserlere, parklara bahçelere gidiyorum. Toplu taşımayı dilediğim gibi kullanabiliyorum. Evet, bazı alışkanlıklarımız eskiye döndü desek yeridir ancak bir o kadar da kalıcı olarak değiştiğini düşündüğüm bazı alışkanlıklarımız var. Bunlardan bazılarına “iyi ki değişmiş” derken, bazılarını insanlık olarak tekrar sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum.
Elbette ki en büyük “iyi ki”, aslında pek çok şeyi uzaktan ve online olarak rahatça halledebileceğimizi görmemiz. Çoğu kurum, kendi işleyişini bozmadan uzaktan sisteme entegre oldu. Ya da pandemi döneminin başında pek çok kültürel imkana ya da kişisel gelişim fırsatlarına aslında uzaktan da erişebileceğimizi gördük. Bunlar elbette insanlık için oldukça önemli. Bu tarz büyük değişimler ne ölçüde faydalıdır, nasıl uygulanmalıdır tartışılır ancak şimdi başka bir zaman alışkanlığı değişiminden bahsetmek istiyorum: 7 gün 24 saat yönetimimiz.
Pandemide ilk şok atlatıldıktan sonra, okulların uzaktan sisteme entegre olarak açılması, bazı iş gruplarının uzaktan çalışmaya geçişi sonrası elbette büyük değişimler yaşandı. Artık okulumuz da işimiz de evimizdeydi. İşten/okuldan çıkıp dinlenme, sevdiklerimizle birlikte olma yeri olarak gördüğümüz evlerimiz artık günde 10 saat mesai yapacağımız merkezlere dönüşmüştü. Ben bu süreçte üniversite üçüncü sınıf öğrencisiydim. Bu alışılma evresi geçildikten sonra pek çok işveren ve öğretmen/hoca, maalesef çok tehlikeli bir durumu keşfetti: “Nasıl olsa evdesiniz.”
Sokağa çıkma kısıtlamaları, dışarıda vakit geçirebileceğimiz hiçbir fırsatın olmaması, tüm işlerimizi evden hallediyor olmanın sonucu olarak gerçekten de “nasıl olsa” evde bulunmaya başladık. Ödev veren, ek ders yapmak isteyen hocaların, işle alakalı bir şeyi incelemek isteyen çalışma arkadaşlarının “hepimiz evdeyiz zaten, akşam 21.30’da bunu halledelim mi?” dediğine çok denk geldim. Etrafımdaki pek çok insan hafta içi akşamlarını, hafta sonlarını sanki bir mesai içindeymiş gibi ağır ödevlerle, sınavlarla, iş toplantılarıyla, sorumluluklarla geçirmeye başladı. “Maalesef müsait değilim, falanca yerde bulunmam lazım” bahanesi tarihin tozlu sayfalarına karışmak üzereydi. Herkese bir “Zoom linki” kadar uzaktık. O linke hangi gün, saat kaçta tıklarsak tıklayalım anında erişebilecektik. Ancak bu fırsat aynı zamanda 24 saatimizi yönetebilme ve iş/kişisel alan ayrımını yapabilme yetkimizi elimizden neredeyse aldı. Etrafımızda bir salgın varken mental olarak güçlü bir şekilde hayata devam etmek hiç kolay değildi, bir de üstüne varımızı yoğumuzu ortaya koyarak devam etmek durumunda kaldık.
Böyle bir alışkanlığın kalıcılaşmasından, günlerin ve saatlerin birbirine girmesinden çok çekiniyordum. Bence herkes, hayatındaki ilgili sorumluluğu düşünmediği kesintisiz bir gün, ya da birkaç saat bütünü geçirebilmeli. Elimizde telefon, önümüzde bilgisayar olması her daim ulaşılabilir, her daim iş yapabilir olduğumuz anlamına da gelmemeli. Şimdi önlemler bittikçe bu karışan gece/gündüz, hafta içi/hafta sonu algımızın eskisine ve normale en azından yaklaşmaya çalıştığını nihayet görüyorum. Ve bir daha asla böyle bir mental sınavdan geçmemeyi diliyorum.