- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
“Varsın hedef şampiyonluk olmasın. Önce gençlerimizi kazanalım, sponsorlarımıza güven verelim ki verdiğimize değdi diyerek gurur duysun.”
Merhaba Sevgili Dostlar ve Okurlarım,
Sevgili okurlar sizce spor ve siyaset yan yana olur mu? Spora siyaset veya siyasete spor bulaşır mı? Bulaşırsa faydası mı olur? Yoksa zararı mı olur? Öncelikle şöyle geçmişe bir bakalım. Rahmetli Turgut Özal başbakanlığı döneminde Bulgaristan’da yaşanan soykırım nedeniyle, burada bulunan soydaşlarımıza sınır kapılarını açmış idi. Bu dönemde halterde dünyada nam yapmış Naim Süleymanoğlu’nu bir şampiyona kampından alarak Türkiye’ye gelmesini sağlamıştı. O dönemde Turgut Özal, Naim Süleymanoğlu üzerinden siyasi pirim kazanmıştı. Manevi evlat olarak dillendirdi. Naim Süleymanoğlu Türk Bayrağı’nı defalarca göndere çektirdi, altın madalyalar kazandırdı. Tabii ki hem sporumuz kazandı, hem de Özal siyaseten takdir kazandı.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz. İlçemizde de bunun tipik bir örneğini geçmiş yıllarda yaşadım. Sanırım 2007-2008 yıllarıydı. Eski adı DHMİ Spor, bugünkü adı Milas Gençlik Spor olan spor kulübünde yöneticilik yapmaktaydım. Milas’ta ilk defa Kurumlararası Halı Saha Futbol Turnuvası organize etmiş idik. Belediye – Hastane – Jandarma – Emniyet – Milli Eğitim – İlçe Tarım – Kaymakamlık – Vergi Dairesi – Muhasebeciler – Orman gibi kurumlarda çalışanlar arasında futbol turnuvası organize ettik. Amaç kurumlararası spor aracılığıyla kaynaşma ve dayanışmaya katkı vermek idi. Katkı verdiğimizi de düşünüyorum ki, bu sayede birçok dostluklar kurduk.
Son yıllarda ise dayanışma ve kaynaşma amacından farklı olarak, yarışmacı odaklı ve sermayeye dayalı turnuvalar düzenlenmekte! Bana göre bu yanlış! Çünkü ne yaş kısıtlaması var, ne lisanslı kısıtlaması var, ne de kurum-kuruluş kısıtlaması var. Tabii rekabet üst düzeyde olunca tatsızlıklar da yaşanmıyor değil.
Efendim neyse, konumuza dönmek gerekirse, her turnuva sonrası Ödül Töreni ve Yemekli Gala Gecesi tertipleyerek, dereceye girsin veya girmesin tüm takımlara davet eder, çok güzel dostluklara ve kaynaşmaya vesile olurduk. Tabii ki bu başarı ekip ile oluyor. O dönem kulüp başkanımız değerli dostum Ersin Köksal başkanlığında çok uyumlu, heyecanlı ve dinamik bir yönetim vardı. Ben, Ercan İnce, Hakan Esen, İbrahim Aydın, İlker Kasapoğlu, Yaşar Tuğral, Aygün Kaya, Coşkun Şenol vs. (unuttuğum var ise af ola). Hepsinin ortak paydası spor ve kulüp idi. Tabii ki her biri farklı siyasi düşüncelere sahipti. Herkes birbirine saygı ile bakardı. Biz yönetim olarak bunu başardık ve semeresini aldık. 2007-2008 sezonunda yine bir kupa töreni ve gala gecesinde siyasi bir yönetici arkadaşımız sayesinde gecemize sanatçı EGE teşrif ederek, konuklarımızı müthiş eğlendirdi. Yine aynı gece yine içimizden farklı siyasi partilerde görev yapan veya yakın olan arkadaşlarımız sayesinde CHP’den Milletvekilimiz Fevzi Topuz, MHP’den Milletvekilimiz Metin Ergun, MHP’den Genel Başkan Yardımcısı Tunca Toskay, AKP’den Spor Bakanı Murat Başesgioğlu gecemize teşrif ederek büyük onur verdiler.
İşte farklı siyasi partilerden ve düşüncelerden olan kulüp yöneticileri, ortak paydası olan sporda siyaset katkısını ortaya koydu. Kulübün tanınması, maddi ve manevi katkıları ve dönüşleri çok iyi oldu. Yoksa sıradan bir 2. Amatör Lig takımına ne milletvekilleri gelir, ne de bakan değil mi? Bugün Milas Gençlik Spor, Muğla Süper Amatör Ligi’nde mücadele ediyor. Kulübün buralara gelmesinde belki de o zamanlarda başarı tohumları atılmaya başlanmıştı. İşte sözün başında da dediğim “spor ve siyaset yan yana olur mu?”nun cevabı burada. Yani asıl amaç spor ise siyaset destek verir. Başarı gelir. Ama spor siyaset için kullanılır ise başarı gelmez, tamamen başarısızlık olur. Bunun örneğini görmek için de uzağa gitmeye gerek yok! Yeni Milasspor’un durumu ortada. Mazisi 3. Lig olan mor beyazlı takımımız hem siyasete kurban edildi, hem de kişisel egolara bırakıldı. Niye mi? Siyasi iradelerin yönlendirilmesi ile gelen yönetim kurulları, şehrin sponsorlarının küstürülmesi, sırtının tamamen parayı veren kurumlara dayatılması, hakimiyeti tamamen siyasi iradelere bıraktı. Paralı olan yöneticiler de kısa vadeli başarılara odaklanarak, her sezon ümitlerini bir sonraki sezona bıraktı. 15-20 yıl öncesinde 500-600 bin TL bütçeler har vurulup, harman savruldu. Oysa bu bütçeler ile tesisleşme, alt yapı, spor okulu ve hatta bölgemizde olmayan sezon başı veya ortası spor kulüpleri için kamp yerleri bile yapılabilir ve kulübe düzenli finansman sağlanırdı. Çünkü bölgemiz iklim, ulaşım, tabiat vs. gibi futbol kamp potansiyeline sahip. Yani bir Antalya, Bolu olabilirdik. Bu zor bir şey değildi. Sadece bütçenin %30’u yatırım planına alınarak, yerli oyuncu oynatarak, tasarruf ve israfı engelleyerek, sadece 5 yıl sabredip, gelecek 10 yılın planlamasının yapılması gerekirdi. Eğer bunlar yapılmış olsaydı sponsorlar da bir şeylerin doğru yapıldığını görünce elbette bu katkılar daha fazla olacaktı. Bazısı nakdi, bazısı demir-çimento, bazısı malzeme yardımı yapardı. Ama ne yazık ki Yeni Milasspor hem siyasete, hem de kişisel egolara teslim oldu. Yönetici kendi başarısı için çok fazla fahiş fiyatlar ile futbolcu transferleri yapıldı. Para yetmeyince siyasilerden medet bekledi. Siyasiler de maalesef sporu, kulübü değil kendini -kendilerini ön planlara çıkardı. Buna bir de işin içinde olan antrenör meslektaşlarım da maalesef katkı verdi. Yerli oyuncularımız, genç oyuncularımız, şans verilmeyerek, hem paralar yabana gitti, hem de genç oyuncu yetiştirme değirmeni dönmez oldu. Bir maçta (Süper Amatör Ligi) maçın 70. dakikası olmuş ve 4 – 0 galibiz, sundurmada 3 genç ve yerli oyuncu maalesef sundurmalara mahkum edildi. Ne antrenör, ne de yönetici müdahale etme gereği duymadı. 4 – 0 değil, 6, 7, 8-0 olsun diye mücadele edildi. Ne oldu sonuç? 3 tane fazla atmakla bir şey kazanıldı mı? Aksine gençlerimizi kaybettik. Bir genç sporcunun en büyük hayali A Takımda oynamaktır. Oysa gençlerin en iyi idmanı maçtır. Böyle böyle tecrübe kazanarak ve 3-5 yıl sonra bu yerli oyuncular takımın iskeletini oluşturacak idi. Çünkü alt yapıda (U 12 den U 19 a kadar) hem bölgede, hem de ulusal da başarılara imza atar iken, üst yapı da, yani A takım yıllarca yerinde sayıyordu. Döngü de hatalar olduğu belliydi. Soruyorum size son 15-20 yılda 25 kişilik kadroda kaç tane yerli oyuncumuz oldu ve yetiştirdik. Bir elin beş parmağını geçmez. Hani o Cengiz Atilla, Hasan Ali Arıkan, Erkan İşli, Mehmet Kabak, Nedim Bardakçı (Allah Rahmet Eylesin), Kaleci İsmail Turgay, Ünal Gökmen, Recep, Ali Kırıklı, Kemal Aydeniz, Mustafa Kiriş vs. (İsmini sayamadığım daha birçok arkadaş var. Af ola) Bunların bir çoğu amatör ruh ile yetişmiş, tamamen yerli imkanlar ile yetişmiştir. Süper Lige, hatta Milli Takıma kadar yükselenler olmuş, hepimizi gururlandırmıştır.
Oysa günümüzde futbol ekonomisi hem daha iyi hem de futbolcular daha modern sahalarda mücadele ediyorlar. Ama hala aynı düşünce ve zihniyet devam ediyor! Üzülüyoruz. Son dönemlerde başkan adayı bile çıkmaz hale geldi. Muğla Spor, Fethiye Spor, Bodrum Spor nerede? Daha 15-20 yıl öncesinde bizden daha aşağıda değiller miydi?
Diyeceğim o ki; toplanın, toparlanın. Akil bir heyet kurulsun. En az 10 yıllık planlama yapılsın. Varsın hedef şampiyonluk olmasın. Önce gençlerimizi kazanalım, sponsorlarımıza güven verelim ki verdiğimize değdi diyerek gurur duysun. Uzun vadeli planlama yaparak önce alt yapı, tesisleşme, ekonomik istikrar, düzenli gelir kaynağı, yerli oyuncu ve antrenör vs gibi yollar ile 4-5 yıl sonra yavaş yavaş ekilen tohumlar filiz vermeye başlayacaktır. Sadece biraz sabır ve işin ehli kişiler ile yola çıkmak. Tabii buna öncü olacak şehrin önde gelen isimleri bir araya getirmesi gerekiyor. Tüm menfi, siyasi ve şahsi duyularını, ön yargılarını bir kenara bırakarak gelin, bu kulübü kurtaralım. Bu arada şunu da söylemek isterim; yukarıdaki cümlelerimle hiç bir kimseyi, siyasetçileri, antrenörleri, yöneticileri suçlamıyorum, aksine her biri karınca kararınca bir şeyler vermeye çalıştı. Emekleri var. Hepsinden Allah razı olsun. Ama gelin daha profesyonel, daha akılcı, bilim ve planlama ile bunlar yapılabilir. Tabii ki bunlar BİR DOST TAVSİYESİ. Her ne kadar dost bildiklerimiz, dost tavsiyelerini dikkate almaz ise de, gün gelir bu durumlara düşerler. Biz yine de doğru bildiğimizi, dostlarımıza söylemeye devam edeceğiz.
Evet değerli dostlar sözün kısası “DOST ACI SÖYLER AMA DOĞRU SÖYLER” ile bu yazımızı bitirmek istiyorum. Bir sonraki yazımızda buluşma dileği ile hoşça kalın, sağlıcakla kalın.