- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Özetlemek gerekirse, “gençler” her şeye muhalefet eden, mızmızlık yapan bir örgüt değil. Sadece 90’lı yılların sonunda, 20’li yılların başında doğmuş ve doğdukları atmosfer gereği farklı öncelikleri olabilecek bir nesil. Zaman içinde hepimizin hayata bakışı ve yaşam tarzı değişebiliyorsa, bu değişimin gençlere de yüksek oranda sirayet edebileceği hiçbir zaman unutulmamalı.
Siyasetten eğitime, ekonomiden spora birçok tartışma, “gençlik” tartışmasını da içeriyor. Herkesin dilinde “Z kuşağı” ve şimdiki gençler var. Siyasi partiler, şirketler, aileler “Z kuşağı ne istiyor” konusuna hiç olmadığı kadar kafa yoruyor. Önceki yıllarla kıyaslamalar, eleştiriler, övgüler birbirine girmiş durumda. Peki, gerçekten “Bu gençler ne yapıyor, ne istiyor?” sorusuna yanıt bulabilecek miyiz?
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın da gelmesiyle birlikte gençlik ile ilgili bu soruları yazma gereği duydum. Öncelikle ülkemizde milyonlarca insanın oluşturduğu bir kitleden bahsederken “gençler zaten böyle”, “şimdiki gençler bunu istiyor” gibi aşırı genellemelerden kaçınmaya çalışacağım. Çünkü bu tarz yargıların her bir genci özel ve biricik bir birey olmaktan çıkarıp, sanki gençlik bir örgütmüş ve tek tip bir kuşak yetişiyormuş gibi bir kalıba soktuğunu düşünüyorum. Bu sorulara cevap vermenin yöntemi, gençlere belli sıfatlar, kalıplar tayin etmek değil; sadece içine doğdukları ve büyüdükleri dünyanın özelliklerini anlamaktan geçtiğini düşünüyorum. Zira en büyük problem zaman karmaşası. Bir önceki kuşağın gençleri de aynı şartlar altında doğup büyümüşler gibi, tarih tekerrür etmek zorundaymış gibi, yetişkinler nasıl bir gençlik geçirdiyse, şimdikiler de onun replikasını yaşamak zorunda gibi bir yaklaşım çok yaygın. Yoksa “bizim zamanımızda böyleydi” cümlelerini bu kadar sık duymazdık diye tahmin ediyorum.
Peki, Z kuşağı nasıl bir dünya içine doğdu? Diğer kuşaklardan farkları nelerdi? Hem ülke hem de dünya genelinde çok büyük ve kalıcı değişiklikler yaşadığımız aşikar. Buradaki değişimin en büyük unsurunu internet oluşturuyor. İnternet sadece Instagram’da fotoğraf paylaşmaktan ibaret değil elbette. Bugün internetteki onlarca mecra bize şu imkanı altın tepside sunuyor: globalleşme. Artık herkes birbirinden çok daha fazla haberdar. Dünyanın diğer yerlerinde aynı anda olan onlarca gelişmeyi anlık olarak takip ediyoruz. 50 sene öncesinde sadece yaşadığı şehirdeki, ülkedeki yaşıtlarını takip edebilen ve onlarla büyüyen gençler artık epey geride kaldı. Bu da doğal olarak gençlerde kıyaslamanın seyrini değiştiriyor. Yani gençleri bir önceki neslin gençleri ile karşılaştırmak yerine, şu an dünyanın diğer yerlerinde yaşayan gençlerle karşılaştırmak gerekiyor. O nedenle artık “bizim zamanımızda böyle değildi” argümanı geçerliliğini neredeyse tamamen yitirmiş durumda. Çünkü “o zamanda” dünya da böyle bir yer değildi. Değişen ve gelişen her şeye karşılık, gençler de yerinde saymak ya da geçmişin yükünü sırtlanmış olmak istemiyor.
İkinci bir husus ise gençler hakkında şikayet edilen çoğu unsurun aslında doğrudan yetişkin grupla da alakalı olması. Örneğin her ulusal sınavdan sonra, Türkçe ve Matematik netlerinin ne kadar düşük olduğundan, “dört işlem bilmeyen”, “okuduğunu anlamayan” gençlerin üniversiteye gireceğinden bahsediliyor haberlerde. Ancak şu durum atlanmamalı ki şu an kullanılmakta olan tüm eğitim sistemi ve sınav sistemi hem bilimsel açıdan hem de pedagojik açıdan yetişkinler tarafından hazırlandı. Eğer içinde bulunduğumuz sistem gençlerin isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaksa, dünyada olup bitenin çok gerisinde kalmışsa sonucunda sadece gençleri günah keçisi olarak görmek çok sağlıklı bir bakış açısı olmaz.
Özetlemek gerekirse, “gençler” her şeye muhalefet eden, mızmızlık yapan bir örgüt değil. Sadece 90’lı yılların sonunda, 20’li yılların başında doğmuş ve doğdukları atmosfer gereği farklı öncelikleri olabilecek bir nesil. Zaman içinde hepimizin hayata bakışı ve yaşam tarzı değişebiliyorsa, bu değişimin gençlere de yüksek oranda sirayet edebileceği hiçbir zaman unutulmamalı.