- Dolar: 46.2400 - Euro 52.9725
EUR Alış: 52.9725
EUR Satış: 53.1848

Para ve Pul – 1

Herkesin aklında belli başlı sorular var: “Bu ekonomi nasıl düzelir?”, “Fiyatlar düşer mi?”, “Bu pahalılık böyle sürecek mi?” …


  • Sonnur Baş - Ağustos 13, 2022 -




Tüm dünyanın neredeyse esir olduğu bir hayat pahalılığı ve fiyat artışı var. Çok gelişmiş, süper güç dediğimiz ülkeler bile kendi çaplarında bir enflasyonla mücadele içine girmiş durumda. Türkiye’de geçen hafta açıklanan Temmuz istatistiklerine göre yıllık enflasyon %79’du. TÜİK verisinin güvenilirliğini sorguladığı için her ay kendi hesaplamalarıyla enflasyonu açıklayan birkaç kurumumuz var. ENAG geçtiğimiz günlerde, yıllık enflasyonun %176 olduğunu açıkladı.
Hal böyleyken, her ülke kendince bir politika belirliyor ve onu uygulamaya çalışıyor. Herkesin aklında belli başlı sorular var: “Bu ekonomi nasıl düzelir?”, “Fiyatlar düşer mi?”, “Bu pahalılık böyle sürecek mi?” Ben de bu sayımızın yazısında bu sorulara kısaca cevaplar vermeye karar verdim.
Dünya aynı anda pek çok farklı durumla boğuşuyor. Bir yandan Rusya-Ukrayna savaşı ve Rusya’dan sağlanacak doğal gaz tedariğinde sıkıntı çıkar mı korkusu, bir yandan Covid-19 pandemisinin tüm üretim ve tüketim hatlarının gidişatını bozması. Malum enerji kıtlığı, girdi fiyatlarındaki artış ülkenizin bütün düzenini etkiliyor. ABD, Kanada, Avustralya, Avrupa Birliği ülkeleri enflasyon adına rekor üstüne rekor kırıyor. Tabii ki onların bizdeki gibi üç haneli enflasyon dertleri yok, bahsettikleri enflasyon oranı %10 civarında ancak bu yine de nerdeyse 40-50 yıldır ilk kez bu kadar zor zaman geçirdikleri gerçeğini değiştirmiyor.
Gelişmiş ülkelerin çoğu, çözümü küçülmekte buldu. İzledikleri strateji kabaca şöyle: Merkez bankası her seferinde aşamalı olarak artan bir politika faizi duyursun. Politika faizindeki artış bankacılık sektörüne, oradan da tüketicilerin alacağı kredilere yansısın. Daha yüksek faizli kredilerin oluşacak olması, ekonomide az tüketim, az harcama getirsin. Bankalar kredi yoluyla daha az parayı dolaşıma sokacağı için para arzı düşsün ve fiyatlar kontrol altına alınabilsin. Elbette tüketim seviyelerinde azalış, üretim seviyelerinde de bir azalışa sebep oluyor. Bu da ekonomilerin küçülme, daralma yaşayacağı anlamına geliyor.
Bir ülke, arka arkaya 2 çeyrek (3 aylık periyot) küçülürse “resesyon” dediğimiz gerileme dönemine girmiş oluyor. ABD resmi verilere göre resesyona girmiş durumda. İngiltere, bu yılın sonuna doğru gireceğini öngörüyor. Küçülme, beraberinde işsizlik artışı gibi vatandaşlık refahını düşürücü etkenler de getirebiliyor. O nedenle enflasyonu tek celsede çözecek sihirli değnek değil aslında. Tehlikenin de her daim farkında olmak gerekiyor.
Bazı ekonomistler, bu politikaların -her ne kadar genelgeçer gibi görünse de- aslında çok da sağlıklı olmadığını savunuyor. Kalkınma, eşitsizlik gibi konularda çok önemli araştırmaları olan ekonomist Jayati Ghosh’un, bu temel politikaları eleştirdiği önemli yazıları var. O açıklamalardan birkaçını da, karşıt görüşü anlamak ve bu daralma politikalarındaki olası zararları fark etmemiz için ekliyorum. Ghosh’a göre sıkı para politikası, durgunluk ve işsizlik yaratma riski taşıyan ve işçilere fiyat artışlarından daha fazla zarar veren bir araçtır. “Enflasyonu kontrol etmek için işsizliğin artması gerektiği” fikri son yıllarda tek çare gibi görünse de, alternatif modeller ve fikirler yeniden değer kazanmalıdır. Fiyat artışlarının itici gücünün, işsizlik tarafından yeterince “disiplin edilmedikleri” için “aşırı talep” yaratan ya da daha yüksek ücret talep eden işçiler olmadığını, aksine emtia piyasalarında finansal spekülasyonlarla birlikte kârlarına kâr katan işletmeler olduğunu düşünmemizi ister.
Türkiye’deki kontrol edilemez fiyat artışı ve aşırı enflasyonist ortamda halkın git gide fakirleştiğini, alım gücünde ciddi düşüşler olduğunu gözlemliyoruz. Ancak aynı zaman aralığında, bankalar başta olmak üzere pek çok büyük ticari kuruluş karlarına kar katıyor, hızlı bir şekilde büyümeye devam ediyor. Roosevelt Enstitüsü tarafından yapılan araştırma, 2021’de ABD’deki firmaların kâr marjlarını ve kârlarını 1955’ten bu yana en hızlı yıllık hızda artırdıklarını gösteriyor.
Bu da akıllara “Feda edilmesi gereken halkımızın iş gücü ve çalışma hayatı mıdır?” sorusunu getiriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir





İlginizi Çekebilir

  • Oktay Çayırlı
  • Kasım 18, 2025
O AN…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
İNADINA CUMHURİYET…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
HİLAL UĞRUNA
  • Sevgi Kokun Çayırlı
  • Kasım 15, 2024
MİLAS’IN KİMLİĞİ ZEYTİN
  • Konuk Yazar
  • Kasım 15, 2024
BİLGE AĞAÇ