- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Görünen o ki durum pek iç açıcı değil. Ama tüm “bu ahval ve şerait içinde” dahi umudumuz var! Nasıl ki gecenin en karanlık anı şafağa en yakın ansa, biz de ülkenin bu karanlık günlerini atlatıp şafağa ulaşacağız.
Yaklaşık 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk, temeli milletin çocuklarının kanlarıyla sulanan, her karış toprağı için ölünen öldürülen Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Ömrü boyunca bu sağlam temelin üstüne duvarlar ördü. Reformlar yaptı, fabrikalar açtı, eğitim verdi, raylar döşedi, uzmanlar yetiştirdi. Duvarlarını yükselttiği, çatısını kapattığı vatanımızın anahtarını çocuklarımıza, gençlerimize bayramlarla emanet etti.
Türk Milleti 1923 yılından beri “karakterine ve adetlerine en uygun yönetim şekli” olan cumhuriyetle yönetilmektedir. Atatürk “millet egemenliğine dayanan tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmayı” düşünmüş 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisini açarak “Meclisin üstünde hiçbir kuvvet yoktur” kararı ile cumhuriyet rejiminin temelini atmıştır. 1921 Anayasası’nın 1. maddesinde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır.” denmektedir. Aradan 100 yıl geçmiş. Günümüz Türkiye’sine bakıyoruz: Egemenlik gerçekten kayıtsız şartsız milletin mi, tek adamın mı?
Fabrikaların teker teker kapatılması, kamu kuruluşlarının yabancı sermayeye satılması milletin iradesinin sonucu mu belli bir kesimin isteklerinin sonucu mu? TC vatandaşlığının 400 bin dolara satılması halkın kararı mı, bir kişinin kararı mı? Ege sahillerinin İngilizlere, Akdeniz sahillerinin Ruslara, Karadeniz sahillerinin, yaylalarının Araplara satılması halkın iradesi mi ‘güc’ün iradesi mi? Ege’de, Karadeniz’de ormanların, tarım arazilerinin talan edilerek kömür ocağı, taş ocağı yapılması, altın arama izni verilmesi, otel yapılması egemenliğin halkta olduğunun göstergesi mi belli bir zümrede olduğunun göstergesi mi? Sağlık sisteminin, özelleştirilip zenginin rahat ettiği fakirin süründüğü, halkın yeterli sağlık hizmeti alamadığı, sağlıkçının darp edildiği, öldürüldüğü sistemden milletçe memnun muyuz yoksa mecbur muyuz? Eğitimin özelleştirilip fırsat eşitliğinin ortadan kaldırılması, neredeyse her yıl değiştirilen müfredat ve eğitim sistemiyle deneme tahtasına dönen çocuklar yetiştirilmesi egemen halkın kararlarının sonucu mudur, işinin ehli olmayan yöneticilerin beceriksizliğinin sonucu mu? Enflasyonun Everest’in zirvesine çıktığı şu günlerde halkın artan fakirliğine rağmen yürütülen ekonomi politikalarını savunan insanlar tarafından yönetilmemiz ‘halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare ettiğinin’ göstergesi mi soyulup soğana çevrildiğinin göstergesi mi?
Maalesef halkın iradesinden söz etmek pek de mümkün değil artık. Evet, bir meclis var; ama halkın vekillerinin büyük kısmı ihale derdine, huzur hakkı peşine, kadrolaşma kavgasına düşmüş. Aslî görevlerini unutmuş. Bu çıkar mücadelesi içinde halkın seçtikleri halkın değil gücün yanında olmayı tercih etmiş durumda. Evet, seçimler var; ama son yıllarda seçimlerde de akıl almaz durumlarla karşılaşıyoruz. Mesela seçim gecesi trafoya kedi giriyor, bazı seçimlerde ölüler mezardan çıkıp oy kullanıyor, bazı seçimlerden sonra yol kenarlarında oy pusulaları bulunuyor, bazı seçimler sonuçları beğenilmediği için iptal ediliyor.
Görünen o ki durum pek iç açıcı değil. Ama tüm “bu ahval ve şerait içinde” dahi umudumuz var! Nasıl ki gecenin en karanlık anı şafağa en yakın ansa, biz de ülkenin bu karanlık günlerini atlatıp şafağa ulaşacağız.
Umudumuz gelecektedir, umudumuz çocuklardadır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!