- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Uyanış, uyanma, daha önce göremediklerimizin farkına varma anlamlarında da kullanılırız ‘günaydın’ı. Bir de ne yaparsanız yapın uyanamayanlar, uyanmak istemeyenler, uyanıp uyanıp tekrar uyuyanlar var ki asıl mesele tam da bu noktada başlıyor. Çünkü ‘günaydın’ demek yetmiyor, yetemiyor, derin ama çok derin bir uyku hali sarıyor bedenleri. Düşüncelerimiz uykuda, algılarımız uykuda, tarafsız görme yetimiz uykuda…
Umut Milas olarak dört sayıdır ‘Gündem’ başlığı altında sizlerle buluşuyoruz. Önce ‘Merhaba’, sonrasında ise sırasıyla ‘Zülfü Yâre Dokunmak’ ve ‘Cep Delik Cepken Delik’ dedik. Herkesin anlayacağı bir dille -olması gerektiği gibi- durum analizi yaptık; tıpkı bugün yapacağımız gibi…
…
Yeni bir güne başlamanın en güzel sözcüğüdür günaydın. İçten söylenen bir günaydın, yüzümüze tebessüm getirir. O tebessüm bütün bir güne yayılır, bam telimize dokunulmadığı sürece etkisini sürdürmeye devam eder.
Uyanış, uyanma, daha önce göremediklerimizin farkına varma anlamlarında da kullanılırız ‘günaydın’ı. Bir de ne yaparsanız yapın uyanamayanlar, uyanmak istemeyenler, uyanıp uyanıp tekrar uyuyanlar var ki asıl mesele tam da bu noktada başlıyor. Çünkü ‘günaydın’ demek yetmiyor, yetemiyor, derin ama çok derin bir uyku hali sarıyor bedenleri. Düşüncelerimiz uykuda, algılarımız uykuda, tarafsız görme yetimiz uykuda…
Suya sabuna dokunmadan geçen bir ömür, ortalama geçen bir ömürdür. Yani ne eksiliriz ne de artarız. Sadece izleriz, dinleriz. Etrafınıza şöyle dikkatle bir bakın, dört tip insan modeli göreceksiniz;
Hiç düşünmeden, lafın nereye gideceğini bilmeden, sınırları hatta ahlak kurallarını aşarak konuşanlar…
Ne yaşarsa yaşasın (görece) doğruları kırmadan, incitmeden anlatmak için konuşanlar…
Ne olursa olsun görmemeye, duymamaya, toz kondurmamaya yeminli olup bu doğrultuda konuşanlar…
Ve en kötüsü hiç konuşmayanlar…
…
Sosyal medya ise her yaş grubunun bir ucundan dahil olduğu, düşüncelerini en rahat şekilde ifade edebildiği büyük bir havuz. Bu öylesine büyük bir havuz ki karşımıza neyin ne şekilde çıkacağı belli olmuyor. Normal şartlarda fikir belirtmekten çekinen kişilerin, çekinmeden kılıç kalkan oynadığı bir mecradır sosyal medya. Ülke ekonomisinin geldiği noktayı ‘kendi cephesinden’ değerlendirerek sosyal medyada paylaşan vatandaşın yazdığı bir cümle ise okuduğunuz bu satırların yazılma sebebidir. “3 ay önce 100 bin liraya aldığın arabaya 200 bin lira isteyen vatandaş; yağa, una, şekere zam gelince neden isyan ediyorsun” diyor kendisi…
Bu cümlenin üzerine 15 Kasım ve 13 Aralık tarihlerinde ilçemizdeki büyük marketlerden birine giderek aynı marka ve aynı adet/gramajdaki ürünlerin fiyatlarını not ediverdik. 1 aylık süreçte gelirimiz 1 kuruş bile artmazken 32’li tuvalet kağıdı 86.90’dan 131.50’ye, 1 kg un 10.45’den 11.95’e arttı. Kasım ayı süresince şeker reyonunun boş olduğunu da ayrıca belirtmek isteriz. Elektriğe, tüpe, benzine, kömüre, ıslak mendile, bebek bezine, şampuana üst üste gelen zamları; altın, Euro ve Dolar’daki yükselişleri yazmıyoruz bile.
Uzun yıllar araba sahibi olmamış/olamamış biri olarak 3 ay önce 100 bin liraya aldığım arabamın değeri 200 bin olduysa “yok siz 70 verin yeter” der miydim? Elbette demezdim. Fiyatlar alıp başını giderken, gelirimiz artan fiyatların yanında yok olup giderken; asgari ücret alan, evi kira olan, çocuk okutan vatandaşımıza “Market alış-verişiniz 300 tuttu ama siz 150 verin yeter. Çocuklarınız var, bunlar da bizden olsun” deniliyor mu? HAYIR!
“Asgari ücretin, artan fiyatlar karşısında sizlerin ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değil. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nu dört kez toplamaya gerek yok. Bizlere 25 bin TL yetmiyor, size nasıl yetsin? Geçim parasının pazarlığı olmaz” deniliyor mu? HAYIR!
Barınma, beslenme, giyinme vatandaşlık haklarımız arasında akla ilk gelenler arasında yer alır. Barınma ve giyinmeyi şöyle bir kenara koyalım, beslenme ile devam edelim. Araba ile yağı, unu, şekeri bir tutan vatandaş karnımız araba ile değil yağla, unla, şekerle doyuyor. Ben bana yetemezken, ‘biz bize yeteriz’ sözü vicdanları sızlatmaktan, yürekleri dağlamaktan öteye gitmiyor, gidemiyor.
Ne yapsak, neresinden tutsak olmuyor, yetmiyor…
Günaydın… Uyanma vakti geldi de geçiyor!
Milas da yayınlanan ilk ciddi gazete. Tebrik ederim. Başarılarınızın devamını diliyorum.
Günaydın demek dostluğu,sevgiyi,günü,sevinci, kederi paylasmak mesajıdır.
Uyanmak bakıp görmektir.ekonomimizi, duygularımızı, kaynayan tencereyi, ticari oyunlarla cebimizdeki parayı çalanı,somüren ile sömüreni, özgürlüğünü bilmektir.
Umut Milas gazetesi umut veriyor cografyamızdaki her soruna,her türlü etkinliğe ve kültüre değinip bizleri aydınlatiyor. Emegi geçen herkese teşekkürler. İyiki varsınız.
Türkiyenin her yerine ulaşabilen ilgi ve merakla beklenen bir gazete ..herkese umut herkese ışık olması dileğiyle sevgiler