- Oktay Çayırlı
- Kasım 18, 2025
Yükleniyor...
Bu ülke üretenlerin omuzları üzerinde var oldu, gene aynı omuzlar üstünde var olmaya devam edecek. Fabrikalarda, okullarda, tarlalarda, maden ocaklarında, sokaklarda, caddelerde hakkını vererek işini yapan, alın teri döken emekçilerin elleri üzerinde yükseldi bu ülke, yükselmeye devam edecek!
“Selam yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!
Bütün yemişler dallarınızdadır.
Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,
haklı günler, büyük günler,
gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
ekmek, gül ve hürriyet günleri.”
Selam emekçiye, memura, çiftçiye selam!
Üretene, değer katana, emek verene selam! Kışın karın, yağmurun altında, yazın güneşin bağrında, pandemide risk altında, maden ocağında yerin yedi kat altında ekmek kavgası veren hizmet derdinde olan tüm çalışanlara selam! Masa başında, dört duvar içinde, sürgünde, kahvehane köşelerinde düşünen, üreten, yazan edebiyat emekçilerine selam!
Bugün dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de 1 Mayıs İşçi Bayramı meydanlarda kutlanıyor. Türkiye’de ilk kez 1923 yılında resmi olarak kutlanmaya başlayan 1 Mayıs, geçmişten günümüze engellemelere, yasaklara, katliamlara rağmen emekçiler tarafından kutlanmaya devam edegeldi. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren köylünün, işçinin, gücünü üretimden alan her kesimden insanın mücadelesiyle, emeğiyle var oldu. Tek ve biricik konusu insan olan edebiyata da kaynaklık eden emekçi insanlarımız toplumcu gerçekçi edebiyat anlayışını benimseyen yazarlarımızın eserlerinde pek çok kez karşımıza çıktı.
1930’lu yıllardan itibaren edebiyatımızda görülmeye başlayan toplumcu gerçekçi anlayış, özellikle şiir, hikaye ve romanda etkili oldu; bu türlerde üretilen eserlerde toplum gerçekleri, Anadolu insanının, işçi sınıfının ekmek kavgası, hak mücadelesi, ezilenler-sömürenler gerçeği gibi konular ele alındı. Cumhuriyet döneminde ilk olarak Sadri Ertem’le başladı toplumcu romanlar. Sadri Ertem, Çıkrıklar Durunca’da Anadolu köylüsünü, köylünün fukaralığını, gücün altında ezilişini anlattı. Sonrasında Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Yaşar Kemal ve niceleri geldi.
Kimi yazarlar köylüyü, kimi yazarlar kasabalı, şehirli emekçileri anlattı. Ezileni anlattı, ezenin zulmünü anlattı. Karın tokluğuna çalışan köylünün, işçinin karnını doyurmak bir yana geleceğini de ipotek etmesini anlattı. Acı Tütün’de Necati Cumalı tütününü en iyi fiyattan satma mücadelesi veren Ege köylüsünü; İnce Memed’de Yaşar Kemal kendi toprağının -Çukurova’nın- gerçekliğini, ağalık sistemi altında ezilen köylüyü ve “içinde başkaldırma kurduyla doğmuş” direnen, başkaldıran, hakkının peşinden giden İnce Memed’i anlattı. Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde’de iş bulmak için köyden kente giden üç arkadaşın geçim sıkıntısının yanı sıra erdemlerine sahip çıkarak yaşayabilme mücadelelerini dönemin acımasız gerçekleriyle sundu okuyucuya. Türk edebiyatının en önemli mizah yazarı olan Aziz Nesin, eserlerinde toplumdaki haksızlık, zulüm gibi sosyal ve siyasal kötülükleri konu edinen pek çok eser yazdı. Tüm bu eserlerde toplum gerçeklerine, dönemin şartlarına edebiyat sayesinde tanıklık ettik. Ancak on yıllar geçse de şunu görüyoruz ki emekçi sınıf hak ettiğini neredeyse hiçbir zaman alamayıp güçlünün baskısı ve sömürüsü altında ezilmeye devam etmiş. Bu durumu Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’da şu muazzam satırlarla anlatmış Yaşar Kemal: “O kadar ağır işler yükleyeceğiz ki onlara, düşünecek bir anlık bile zamanları olmayacak. Bu karıncalara hiçbir zaman başlarını bile kaşıyacak bir süre tanımayacağız. Hep iş, hep çalışma, hep açlık, hep yoksulluk, hep gelecek korkusu içinde olacaklar. Bu korkular onları kör, sağır, sersem, beyinlerini işlemez yapacak. İnsanfiller, insankarıncalara hep bunu yaparlar.” Evet, günümüzde de insanfiller insankarıncalara aynını yapmaya devam ediyorlar. Ama gözümüzü açıp görürsek, kulaklarımızı açıp duyarsak, beynimizi özgürleştirirsek, birleşirsek açlığımızdan da yoksulluğumuzdan da korkularımızdan da kurtuluruz. Ve gün gelir Hasan Hüseyin Korkazgil’in dediği gibi: ” Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette /Direnmekle, kurtulmakla / Barışla ben amenna”
Bu ülke üretenlerin omuzları üzerinde var oldu, gene aynı omuzlar üstünde var olmaya devam edecek. Fabrikalarda, okullarda, tarlalarda, maden ocaklarında, sokaklarda, caddelerde hakkını vererek işini yapan, alın teri döken emekçilerin elleri üzerinde yükseldi bu ülke, yükselmeye devam edecek!
“Meydanlarında hasretimizi haykıranlara,
Paranın padişahlığını,
karanlığın, yobazın
ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selam!
Selam yaratana!” *
*Nazım Hikmet