- Dolar: 44.9377 - Euro 52.5355
EUR Alış: 52.5355
EUR Satış: 52.7460

Bilgi Patlaması ve Öğrenmenin Algoritması

Çağımızda, bilgi patlaması yaşanmaktadır. Her şeyi öğrenmemiz mümkün değildir, gerek de yoktur. Önemli olan bizim neyi öğrenmeyi istediğimizdir. Hayatımızı devam ettirebilmek için ne bilmemiz gerektiğini belirlememizdir.


  • Fatih Muhammet Köse - Mayıs 19, 2022 -




Mesleğim gereği üzerinde en çok konuştuğumuz konulardan birisidir insanın öğrenme yolculuğu. Aslında insan için öğrenme ekmek gibi su gibi bir ihtiyaçtır. Doğası gereği böyle bir donanım ile dünyaya gelmiştir. En temele indiğimizde de varoluşun ana hikayesi bilgiyi öğrenmek ve aktarmak üzerine konumlandırılmaktadır. Kısaca, 3,5 milyar yıllık bir AR-GE neticesinde elimizde öğrenmeyi sağlayan ve sürdüren bir sistemimiz bulunmaktadır. Her şey bu kadar doğalken insanın öğrenme mücadelesinde ortalığın karışmasının sebebi nedir? Sistem neden hata vermektedir?
Hali hazırda geldiğimiz nokta itibariyle insanın öğrenme yolculuğunda doğasının sınırları zorlanmaya başlamıştır. Sizler de bunun farkındasınızdır. Elimizi attığımız her şeyde yeni bir bilgi kütlesi ile karşı karşıya kalmaktayız. Televizyonu açıyoruz her ekranda bir veri tablosu, sosyal medyaya giriyoruz infografikler, okullarda seminerler, konferans salonlarında paneller… Bir eğitim bitmeden bir diğerinden sertifika almak istiyoruz. Bir hobinin dahi tadını çıkarmadan başka nasıl bir hobi alanı öğrenebilirim demeye başladık. Sistem otomatik olarak bir süre sonra hata vermeye başlıyor. Her şeyi bilmemiz mi gerekiyor? Ya da her şeyi bilmek geldiğimiz nokta itibariyle mümkün mü?

Şekil 1: Dijital hafıza birimleri.
Yukarıdaki görselden de yararlanarak çok kısa yaşamış olduğumuz bilgi patlamasını somutlaştırmak isterim. Bildiğiniz üzere dünyanın en büyük kütüphanesi Amerika’da bulunan Kongre Kütüphanesi’dir. Kongre kütüphanesinde 128 milyon basılı materyal bulunmaktadır. Materyallerin konulması için ise 850 kilometrelik rafa sahiptir. Milas-Ankara arası (670 km) mesafeden daha fazla raf uzunluğuna sahip. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2019 yılında hazırlamış olduğu projeksiyonda 2020 yılı için 44 zettabyte bilginin dijital ortama aktarılması ön görülmüştür. Hal böyle olunca yılda yaklaşık 2,5 milyar adet Kongre Kütüphanesi oluşmaktadır.
Buraya kadar yazdıklarımı okurken bile biraz gerginlik hali yaratmış olabilirim. Ancak her şeyi bilmenin mümkün olmayacağı kadar çok bir üretkenlik içinde olduğumuzu vurgulamam gerekmekteydi. Gelmiş olduğumuz noktada artık öğrenme motivasyonumuzu kaybetmemek ve devam edebilmek için nasıl öğrendiğimizi bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de bir algoritmaya sahip olmamız gerekiyor. Temelde 3 soru ile bunları netleştirebileceğimizi düşünüyorum.
1) Ne öğreneceğim?
2) Nasıl öğreneceğim?
3) Öğrenme nasıl gerçekleşir?
“Ne öğreneceğim?” sorusu aslında her şeyi öğrenemeyeceğimiz gerçekliğini özümsemek adına çok iyi bir başlangıç olmaktadır. Bu soruyu kendimize sorarken bazı alt soruları cevaplamamız gerekmektedir. Kim olduğumuzu, amacımızın ne olduğunu, nasıl bir hayat istediğimizi, çevremizden ne beklediğimizi, ne kadar destek alabileceğimizi ve motivasyon kaynağımızın ne olduğunu kendi kendimize sorup sonrasında cevaplamalıyız. Bu soruların cevapları aslında üstte yer alan “ne öğreneceğim?” sorusunun cevabını bizlere verecektir.
İkinci adımda “Nasıl öğreneceğim” sorusunun cevabını bulmamız gerekmektedir. “Ne öğreneceğim?” sorusunun cevabını netleştirebilirsek öğreneceğimiz durumla ilgili olarak genel bir yol haritası çıkarabiliriz. Burada devreye bir sonraki yazımızın konusu olan öğrenme stratejileri girmektedir. Çünkü öğrenme 3. sorumuzda da üzerinde duracağımız bir süreç döngüsünü ifade etmektedir. Bu döngünün belirli adımlarını tamamlamak için de temel öğrenme stratejilerinin farkında olmamız gerekmektedir.
Son cevap arayacağımız soru ise “Öğrenme nasıl gerçekleşir?” sorusudur. Öğrenmenin gerçekleşme sürecini Bilgi İşleme Modeli (BİM) üzerinden bahsedecek olursak öncelikle sürecin bir uyaran-uyarıcı ile başladığını söylememiz gerekir. Etrafımızda anlık olarak her ne kadar biz fark etmesek de yüzbinlerce uyarıcı mevcut durumdadır. En başta söylemiş olduğum gibi mükemmel bir sistem ile donatılmış olmamızdan dolayı beynimiz tüm uyaranlara kulak asmamaktadır. Öncelikle çok hızlı bir şekilde bu uyaranları Duyusal Kayıt dediğimiz kısımda işleme tabi tutmaktadır. Bu basamaktan sonra hangi uyaranın alınıp hangilerinin bilinçli şekilde algılanmayacağının kararını Dikkat ve Algı süzgecine tabi tutmaktadır. Öğrenmenin en ciddi adımının burada başladığının altını çizmek isterim. Bu süreci şu şekilde somutlaştırabiliriz. Süreç, karanlık bir okyanusun dibinde el feneri ile gezinmeye benzemektedir. Okyanus dibinde yüz binlerce farklı durum olsa da karanlıkta sadece elimizde tuttuğumuz fenerin gösterdiği alan kadar duruma ulaşabilmekteyiz. İşte dikkatimiz de bu fenerin görüş alanıdır.

 

Şekil 2: Bilgi İşleme Modeli
Dikkatimiz ile seçtiğimiz uyarıcılar Kısa Süreli Bellek dediğimiz bölüme aktarılmaktadır. Aslında hayatımızdaki birçok davranışımızı bu belleğimizi kullanarak gerçekleştirmekteyiz. Bilginin bilinçli olarak ilk işlendiği bölüm burası olmaktadır. İşlenen bilgi davranışa da burada dönüştürülmektedir. En temel görevlerinden birisi de Uzun Süreli Belleğe bilginin aktarılmasında rol oynamaktadır. Ancak bu belleğin sınırlı bir kapasitesi bulunmaktadır. 7 (eksi 2 artı 2) birimlik bilgi işlemesi mevcuttur. Ayrıca, kontrollü deney koşullarında 15-30 dakika arasında bir bilgiyi bulundurma süresi bulunmaktadır. Kısa Süreli Belleğin sınırlılığı ile ilgili hepimizin yaşamış olduğu bir örneğe değinmek isterim. Herhangi bir yeni bilginin öğrenilmesi aşamasında ya da sınıfta öğretmenin anlattıkları sonrası hepimiz yeni bilgiyi çözdüğümüzü, hafızamıza aldığımızı düşünürüz. Ancak bu yeni bilgiyi tekrara tabi tutmadan üzerinden 1-2 saat geçtikten sonra o an yaptıklarımızı tekrardan yapamadığımızı görürüz.
Kısa Süreli Belleğe gelen bilginin mutlaka çeşitli öğrenme ve anlamlandırma stratejileri ile Uzun Süreli Belleğe aktarılması gerekmektedir. Eğer bu aktarım gerçekleşmezse ne yazık ki Kısa Süreli Belleğe hatırlama yolu ile çağıracağımız herhangi bir bilgi olmaz. Uzun Süreli Belleğin şu an için bilinen sınırsız kapasitesi bulunmaktadır. Bu belleğe bilgi Anısal, Anlamsal ya da İşlemsel olarak adlandırdığımız formatlarda kaydedilmektedir. Öğrenmenin tamamlanabilmesi için Kısa Süreli Belleğe ulaşan bilginin çeşitli öğrenme stratejileri ile Uzun Süreli Belleğe mutlaka aktarılması ve tekrar davranışa dönüştürmek üzere hatırlama şeklinde Kısa Süreli Belleğe ulaştırılması gerekmektedir. Burada şunu belirtmem gerekir; Uzun Süreli Bellekte bilgi sınırsız süreyle saklanmamaktadır. Evet, uzun süre saklanabilir ancak kullanılmayan bilgi de burada tekrar yok olmaktadır.
Eğri oturalım doğru konuşalım…
Çağımızda, bilgi patlaması yaşanmaktadır. Her şeyi öğrenmemiz mümkün değildir, gerek de yoktur. Önemli olan bizim neyi öğrenmeyi istediğimizdir. Hayatımızı devam ettirebilmek için ne bilmemiz gerektiğini belirlememizdir. Bu yazımızda aslında bu bilgi yağmuru içinde kendimize nasıl odaklanıp süreci nasıl yöneteceğimiz ile ilgili kabaca bir tarif vermeye çalıştım. Bilgiye ulaşmak için bir algoritmamızın olması gerekmektedir. Yukarıda paylaşmış olduğum temel üç sorunun cevaplarının yol göstereceğini umuyorum. Öğrenmede sihirli bir formül yoktur. Asla da olmadı. Öğrenme kontrollü bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Kontrolden kastım bilinçli ya da otomatik sistemimizin yönettiği kontrol. Bir diğer sayımızda bu kontrolü otomatik sistemimiz dışında nasıl sağlayabiliriz bunun üzerinde duracağım. Öğrenme stratejilerini açmaya çalışacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir





İlginizi Çekebilir

  • Oktay Çayırlı
  • Kasım 18, 2025
O AN…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
İNADINA CUMHURİYET…
  • Umut Milas
  • Ekim 28, 2025
HİLAL UĞRUNA
  • Sevgi Kokun Çayırlı
  • Kasım 15, 2024
MİLAS’IN KİMLİĞİ ZEYTİN
  • Konuk Yazar
  • Kasım 15, 2024
BİLGE AĞAÇ