- Umut Milas
- Nisan 29, 2026
Yükleniyor...
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Milas Şubesi, 29. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında 24 Ocak Pazartesi günü saat 12.30’da Atapark’ta devrim şehitleri için bir araya geldi.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Milas Şubesi, 29. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında 24 Ocak Pazartesi günü saat 12.30’da Atapark’ta devrim şehitleri için bir araya geldi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın söylenmesinin ardından Aysun Yılmaz tarafından okunan basın açıklamasında “Unutmayacağız! Umutsuz olmayacağız! Laik demokratik cumhuriyetimizi, bu uğurda şehit olan canlarımızı ilelebet yaşatacağız!” denildi.
Abdi İpekçi, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ile başlayan seri cinayetlerin Uğur Mumcu’nun katledilmesi ile yeni bir boyut kazandığının vurgulandığı basın açıklamasında “Türk halkı değerli aydınlarını yok eden bu cinayetleri ve öldürülen kahramanlarını hiç unutmayacak, bu terör ortamı karşısında asla umutsuzluğa kapılmayacak ve bir gün mutlaka ama mutlaka bu cinayetlerin hesabını soracaktır” sözleri vurgulandı.
Basın açıklamasının tam metni şöyle:
“Laik, Demokratik Cumhuriyetimizin Ödünsüz Savunucusu Saygıdeğer Atatürkçüler;
Bir Adalet ve Demokrasi Haftası’nda daha, yine Atapark ‘ta ölümsüz çınarın altındayız. Emperyal güçler ve hain işbirlikçilerinin alçakca işledikleri cinayetlerle aramızdan aldığı başta Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer AKSOY, Kalpaksız Kuvvayı Milliyeci Uğur MUMCU olmak üzere tüm devrim şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
Sevgili Dostlar,
Ülkemizi karanlığa sürükleyen 12 Eylül 1980 faşist darbesinin zeminini oluşturma amaçlı siyasi cinayetlerin ikinci perdesi, Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy’un 31 Ocak 1990’da aramızdan alınması ile açıldı.
Seri cinayetlerini; Uğur Mumcu, Bahriye ÜÇOK, Abdi İPEKÇİ, Ahmet Taner KIŞLALI ,Eşref BİTLİS, Turan DURSUN, Çetin EMEÇ, Doğan ÖZ, Necip HABLEMİTOĞLU, Berkin ELVAN, Hrant DİNK, Gaffar OKAN ve adını sayamadığım yüzlerce adalet ve demokrasi savunucumuzu haince katlederek devam ettirdiler.
Bizler de her yıl 24 Ocak’ta alanlarda toplanarak demokrasi şehitlerimizi anıyor, kanlarını yerde bırakmama kararlılığımızı tekrarlıyoruz.
Sevgili ATATÜRKÇÜLER,
Abdi İPEKÇİ, Muammer AKSOY, Bahriye ÜÇOK başlayan cinayetler Uğur MUMCU’nun katledilmesi ile yeni bir boyut kazandı. Mumcu’nun katli ülkemizi derinden sarstı. Devletin bütün kademeleri bu cinayetin faillerini ve azmettiricilerini bulmaya söz vermesine rağmen, atılan her adım kimi ellerce engellendi. Adeta herkes bu cinayetin çözülmemesi için elinden geleni yaptı.
Uğur Mumcu da; Muammer Aksoy, Turan DURSUN ve Abdi İPEKÇİ gibi o kadar çok hain odağının üzerine gitmiş, bunların ipliğini çıkarmıştı ki bu şer odaklarının her biri biraraya gelip bu cinayetleri işlemiş olabilirler. Kim miydi bunlar!
Bölücü terör örgütü PKK,
Silah ve uyuşturucu kaçakçıları,
Abdi İpekçi’yi öldürüp Papa’yı vurduranlar,
Kamu ihale vurguncuları,
Ermeni terörüne kurban giden elçilerimize zırhlı görünümlü tenekeden araba satanlar,
Laiklik ve Kemalizm karşıtları,
Tarikat imamlarının maaşlarını ödeyen Aramco’cular,
12 Eylül faşizminin kucağında hayat bulan Hizbullahçı, İŞİD’ci teokratik devlet özlemcileri…
Uğur Mumcu’dan sonra da devam etti siyasi cinayetler. Eşref Bitlis, ADD Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve yine bir 24 Ocak günü Diyarbakır halkının sevgilisi, vatansever Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, aynı karanlık güçlerce benzer şekilde katledildiler.
Türkiye’nin aydınlık geleceğini çalan bu cinayetlerle emperyalizm ve işbirlikçileri haince amaçlarını gerçekleştirmek uygun zemin yarattılar. Bu emperyalist ve yerli işbirlikçilerinin tek amacı 1923’te Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu, Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni, şimdiki Irak, Suriye, Katar, Sudi Arapistan, BAE ve diğer Ortadoğu ülkeleri gibi kuklaları haline getirmektir.
Bu amaçla adım adım ilerlediklerinin farkındayız.
Büyük ATATÜRK, Demokratik Laik Cumhuriyetin payidar kalabilmesi için eğitim- öğretim sistemi başta olmak üzere devletin tüm sistematiğinde aklın ve bilimin egemen olmasını, devlet katındaki atamalarda ve görevlendirmelerde liyakat esaslı olmasını çok hayati bir durum olduğunu belirtmiş ve bu konularda hep örnek tutumlar, davranışlar sergilemiştir.
Ancak son yıllarda ABD ve istihbarat örgütlerince desteklenen, önce cemaat sonra FETÖ adıyla anılan paralel yapılanma ise, bu sislenmiş ortamda, iktidarların aymazlığından yararlanarak devlete, özellikle eğitim, sağlık, mülki idare, ordu, yargı ve emniyet kadrolarına yerleşti, hatta mülki idare, yargı ve emniyeti neredeyse ele geçirdi. Bir sonraki aşamada; Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Amirallere Suikast ve diğer kumpas davaları ile bir yandan yurtsever, Kemalist subay ve aydınlarımızı hapse atarken, bir yandan da mıntıka temizliği yaparak devlete yerleştirdiği müritlerinin önünü açtı, yükselmelerini, etkin görevlere gelmelerini sağladı. Öyle güçlen(diril)mişti ki; kurguladığı iddianamelerle seri aydın cinayetlerini bile hapse attığı yurtsever aydın ve subaylarımızın üzerine yıkmaya çalıştı. Ordumuzun bölgemizdeki ve özellikle deniz kuvvetlerimizin Karadeniz, Ege ve Akdeniz’deki caydırıcılığına büyük zarar verdi. Kumpaslarının çöktüğü aşamada büyük şehirlerde bombalar patlatarak kitle katliamları düzenledi. Nihayet 15 Temmuz 2016 günü darbe girişiminde bulundu. Emperyalizm güdümlü bu hain darbe girişiminin Kemalist Subaylarımız, namuslu emniyet güçlerimiz ve milletimiz tarafından önlendiğini de bilmekte yarar var.
Bizi aydınlık gelecek yarınlara taşıyacak olan çocuklarımızın ve gençlerimizin aldığı eğitim ise laik ve bilimsel olma özelliğini her geçen gün kaybederek tarikat ve cemaatlerin emrine sokulmaktadır. Eğitim Öğretim sistemi dahil, sağlık, adalet, ekonominin yönetildiği kurullar kısacası bakanlık ve Saraydaki atamalarda liyakat esasından hızla uzaklaşılmış eş, dost, yandaşlardan oluşan, cemaat ve tarikatların önerdiği kişiler atanmaktadır. Atanan yöneticilerin birçoğu atandığı alanda ya hiç, ya da yeterli eğitimi almamış kişilerden oluşmaktadır. Bu tür yanlış yönetim anlayışı geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın istendik ölçülerde yetişmelerine engel olmaktadır.
Üniversitelerimizin akademik başarıları, uluslararası alanda gün geçtikçe gerilemektedir.
Covid 19 salgını iyi yönetilemedi. Başta sağlık çalışanları olmak üzere kamu emekçileri hergün şiddete maruz kalmakta, hak ettikleri özlük ve mali haklarını alamamaktalar. Tarım ve hayvancılık yeterli ilgi görmediği için dışa bağımlı hale gelmişiz, cumhuriyet döneminden bu yana kurulan tüm değerlerimiz uluslararası sermayenin eline geçmiş yerli ve milli hiçbir fabrikamız, tesisimiz kalmamış. Ekonomik göstergelerin olumsuz sonuçları neticesinde gelen zamlar vatandaşlarımızın geçim sıkıntısı çekmesine neden olmakta. Eskiden 1-2 günde söndürülebile orman yangınları 10-15 günde vatandaşlarımızın cabaları sonucunda güçlükle söndürülebilmekte. Diplomasideki yanlı, yanlış politikalar ve yönetim anlayışı, yapılan görevlendirmeler, ülkemizi uluslararası alanda diplomatik sıkıntılara sokmakta. Daha sayabileceğimiz birçok sıkıntının kaynağı yönetimin ihmal ettiği akıl ve bilimi yeterince önem vermemesi, liyakata dayalı atama ve görevlendirmeler yapmamasından kaynaklıdır. Kısacası Cumhuriyetimiz kuruluş ayarlarından hızla uzaklaşmasındandır. Biz bu filimi daha önce izledik, yaşadık. Ne vardı bu filimde? Yokluk, yoksulluk, Kan, gözyaşı, yetim ve öksüz büyüyen çocuklar, yarsız kalan kadınlar, erkekler vardı. Az kalsın vatansız da kalacaktık. Bunların bilincinde olarak yaşantımızın, her saatinde, her dakikasında kısacası her aşamasında, anında, Bizi bu büyük badireden kurtaran Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi hiç unutmamız gerekir. Kutsal Mabetlerimiz olan camilerimizin minberlerinden lanetleyerek değil, ayyaş vb. safsatalarla değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bizler O saygın şahsiyetleri saygı, minnet ve özlemle anmalıyız. Anacağız da. Yoksa 1800 ve 1900 yılların 1. Çeyreğindeki çok zor durumlara düşer, ATATÜRK gibi bir lider de bulamayız. Gerisini sizler düşünün.
Saygıdeğer ATATÜRKÇÜLER, yukarıda duygularımı anlatırken kurduğum cümlelerin büyük bir bölümünde demokratik laik Cumhuriyetimiz üzerinde oynan oyunları fark eden, toplumumuzu bilgilendiren, uyaran , bu uğurda canlarını veren önderlerimizi ,kahramanlarımız saygı, minnet, şükranlarımı bildirdim. Birkaç cümlemde de üzülerek tehlikenin farkında mısınız anlamına gelen cümleler kurmak zorunda kaldım. Bu olumsuzluklardan kurtulmak için Demokratik Laik Cumhuriyetimizin 100.yılını kutlamayı hazırlanırken, fabrika ayarlarına geri döndürüp, yoldan çıkan treni raylarına yerleştirip, Demokratik Laik Cumhuriyeti 100. Yılını Büyük ATATÜRK’ün gösterdiği muasır medeniyet vizyonuyla buluşturmalıyız. Bu günden itibaren Bizler de bu amaçlar doğrultusunda yukarıda birçoğunun adını saydığım Kalpaksız Kuvvayi Milliyeciler gibi demokratik ilkeler doğrultusunda her türlü misyonu yüklenmek durumundayız. Görev verilmesini beklemeniz zaman kaybına neden olacağının farkında olduğunuzu biliyorum.2023 coşkuyla kutlamak için, 2023 giden yolu bugünden başlayarak sağlam ve çok çalışarak iyi döşememiz gerekir diye düşünürüm.
Sözlerime son verirken;
Hain katilleri ve sahiplerini tanıyoruz… Ulusumuz örgütlü demokratik toplum olmayı başardıkça özgür düşünce karanlığı boğacak, yarınlar aydınlanacaktır.
Türk halkı değerli aydınlarını yok eden bu cinayetleri ve öldürülen kahramanlarını hiç unutmayacak, bu terör ortamı karşısında asla umutsuzluğa kapılmayacak ve BİR GÜN MUTLAKA, ama mutlaka bu cinayetlerin hesabını soracaktır.
Başta AK SAÇLI BİLGEMİZ Muammer Aksoy ve KALPAKSIZ KUVVACIMIZ Uğur Mumcu olmak üzere yitirdiğimiz tüm yurtsever aydınlarımızı saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak, vatan topraklarında Kemalizm’in ışığı hiç sönmeyecek.