- Umut Milas
- Nisan 27, 2026
Yükleniyor...
İŞLEYEN ELLER ile unutulmaya yüz tutan meslekleri birlikte hatırlarken, bu mesleklere ömrünü adamış isimlere ‘teşekkür’ etmek, onların yıllar içerisinde biriktirdikleri anıları sizlere aktarmak, yaşamlarından kesitler sunmak tek gayemiz olacaktır…
Fotoğraf ve Video : Oktay Çayırlı
Röportaj : Sevgi Kokun Çayırlı – Mehmet Nergiz
Derleyen : Sevgi Kokun Çayırlı
Umut Milas Gazetesi olarak sizleri farklı bir yazı dizisiyle buluşturmanın heyecanını yaşıyoruz. İŞLEYEN ELLER ile unutulmaya yüz tutan meslekleri birlikte hatırlarken, bu mesleklere ömrünü adamış isimlere ‘teşekkür’ etmek, onların yıllar içerisinde biriktirdikleri anıları sizlere aktarmak, yaşamlarından kesitler sunmak tek gayemiz olacaktır…
İşleyen Eller’in ilk konuğu ise yıllar içerisinde yaptığı sayısız semer ve kıl çadırı ile mesleğini ilk günkü hevesle sürdüren, bizlere mesleğini, anılarını gururla anlatan Semerci Hasan…
*
Hisarbaşı Mahallesi’nde Belediye Yokuşu’nun başındaki dükkânında semer yapan Hasan Dere, 41 yıldan fazlaca zamandır bu işe gönül vermiş bir isim. İşleyen demir pas tutmaz misali, Durmuş Usta’sından öğrendiklerinin üzerine yenilerini ekleyerek sürdürdüğü mesleğinden bahsederken de gururla ekliyor; “Teknoloji beni etkilemez. Benim yaptığım işi makine yapmaz, ölçü tutmaz” …
*
Hasan Dere, 1952 Aydın Çine doğumlu.
Köyünde ona semerciliği öğreten Durmuş Ustası ile az gelip gitmemiş Milas’a çıraklık yıllarında. Mesleğinde kendini ilerletince 1979 yılında önce kendisi gelmiş, 1986’da da evini göçürmüş buralara. Zaman içerisinde beş çocuğu, beş torunuyla hanesi genişlemiş, zenginleşmiş.
ÇÖLLÜOĞLU HANI’NDA GEÇEN YILLAR…
Milas’a ilk geldiği yıllarda Arasta’da Adalılar’ın yanındaki dükkânda yaklaşık 10 sene çalıştığını sonrasında ise Çöllüoğlu Hanı’na geçtiğini söyleyen Hasan Amca, restorasyona girinceye kadar da -30 yıla yakın- Çöllüoğlu Hanı’nın havasını solumuş. Çöllüoğlu Hanı, adeta büyülemiş Hasan Amca’yı.
“Zamanında han hayvandan geçilmezdi. O zamanlarda hayvan sayısı çok, ben genç. Bir günde bir buçuk semer yapardım. Şimdilerde yaşla birlikte yavaşladık, bir semeri bitirmek iki günümü alıyor. Han, bakıma gireceği zaman tahta bir kasa vardı yakılacaklar arasına giren. 200-250 senelik bir kasa. Atılmasına içim elvermedi. Bana geçmişi, geçen günleri hatırlatan bir hatıra. O zamanlar para, altın daha bir değerli. Kasanın üzerinde bir delik var. Öndeki çekmeceli bölümler kilitli. Para içine atıldı mı çıkış yok.” sözleriyle bir yandan anlatıyor, bir yandan da kasayı eski günleri yâd edercesine eliyle temizleyerek bize gösteriyor.
“BENİM İŞİM SANAT…”
Kendini bildi bileli semer, eyer, at yuları, hamut, kıl çadırı yapıyor Hasan Amca. Çocukları el yanında olmasın diye de canını dişine takmış; zeytincilik yapmış, anlamasa da tütün dikmiş, hayvan beslemiş. Ama hiç meslek seçiminden pişman olmamış. Sesi daha bir coşkulu çıkarak gururla söylüyor; “Benim işim sanat. Sanatımdan hiçbir zaman pişmanlık duymadım.”…
“BU KEZ, KENDİME YÖRÜK ÇADIRI YAPMAK İSTİYORUM”
“Doğduğun yer mi doyduğun yer mi” demiş atalarımız. Hasan Amca için bu sorunun cevabı çok zor. Çünkü ne doğduğu yerden, ne de doyduğu yerden kopabilmiş. Ata topraklarından kopmak istemeyen Hasan Amca Salı, Çarşamba, Perşembe günleri Milas’ta; Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri ise Aydın’da kaldığını belirterek anlatmaya devam ediyor.
“Kendime yörük çadırı dikmek istiyorum. Pandemi de olunca haftanın üç günü Aydın’daki evde kalıyorum. Bizim oradaki sularda kireç hiç yoktur. Topçam suyumuz çok güzeldir. Gelen dostlarımız kaynak suyumuzu pek severler. Suyumuzun bir kısmı Muğla’nın, bir kısmı Aydın’ındır. Orman vericileri vardır. Oraya gittin mi havada nem yoksa Güllük Denizi’ni net görürsün.”
“GÜNDE BİR BUÇUK SEMER YAPARDIM”
Eskiden günde bir buçuk semer yaptığını, yaş ilerledikçe seri çalışamadığı için bir semeri iki günde bitirebildiğini Hasan Amca, günümüz koşullarında da semere talebin olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürüyor:
ESKİDEN DAĞLARA GİDERDİM ÇADIR KURMAK İÇİN, ŞİMDİLERDE OTELLERE…”
“Dağ köylerinin çok olması nedeniyle talep oluyor. Tabi eskisi gibi değil. Eskiden hanın olduğu yerler hayvandan geçilmezdi. Sonra benim tek iş değil. Eskiden dağlara giderdim, şimdi otellere çadır kurmaya gidiyorum. Taa Mersin’ e gittim buradan çadır kurmaya. İstanbul’a, Datça’ya, Marmaris’e, Bodrum’a…
Çöllüoğlu Hanı’nın hayvanlardan geçilmediği zamanlarda ayda hemen hemen 45 tane semer yapardım. Burasıyla kalmazdım. Bayır’da dükkânım vardı. Karpuzlu’ya pazara giderdim. Türbe Beypınarı var, şimdi Ortaköy diye geçiyor. Oralara da sık sık yolumuz düşerdi.
“AT KİRALAYIP USTAMLA PAZARLARA GİDERDİM”
Ustamın yanında çalışırken Aydın’da hazırlayıp Milas pazarına satmaya gelirdik. Germencik pazarına giderdik. Hatta Türbe tarafına. Böyle araçlar mı vardı atla gelir giderdik. At da kendimizin değildi, başkasından kiralardık.”
“SEMER YAPAN ÇOKTUR AMA HERKES AĞACINI YAPAMAZ”
Semer yapanın çok olduğunu ama ağacını yapmanın hüner istediğini söyleyen Hasan Amca, anlattıkça açılıyor, rahatlıyor. Rahatladıkça daha bir anlatıyor, anlatıyor…
Semeri yapanın çok, ağacını yapanın az olduğunu söylüyor mesela…
Aydın yöresinde genellikle ağacın hazır alınıp kullanıldığını da…
“İKİ YÖRÜK TARTIŞMIŞ, TANDIR BARIŞTIRMIŞ”
Laf lafı açtı söz tandır kuyusuna geldi.
Aydın Çine’nin Akçaova Mahallesi’nde tandır kuyularının yaygın olduğunu ve Ramazan Bayramı’nın özellikle ikinci günü her evde tandır yapıldığını anlatan Hasan Amca, “İki yörük dargınmış, tandır ile barışmışlar. Gelenektir, ama kaç asırdır sürüp gelmiştir o belli değildir.” diye konuştu.
“ÇOMAKDAĞ’DAN GELEN ÇOK OLURDU”
En çok talebin Çomakdağ tarafından olduğunu söyleyen Hasan Amca, eskiden paytonu olanın çok olduğunu şimdilerde pek kalmadığını belirterek anlatmaya devam ediyor.
“Çomakdağ ve Ören’in köylerinden gelen çok olurdu. Mesela bugün Bodrum’dan bir semer geldi. Teknoloji her yeri istila etti ama benim işimi elimden alamadı. Bunun makinesi yok. Her ölçü zaten birbirini tutmaz.”
“HİÇ ATIM EŞEĞİM OLMADI”
Bu kadar sorunun, sohbetin ardından merak edip soruyoruz, “Onca emeğe karşılık kendinize ait atınız eşeğiniz hiç oldu mu?” diye.
“Hiç olmadı” diyor Hasan Amca.
“Babamgilin ineği vardı. Kendim sığır falan besledim ama atım eşeğim hiç olmadı.” sözleriyle de sürdürüyor sorumuza cevabını.
Verdiği cevaba üzülmedim dersem yalan olur. Soruları hazırlarken “kendi atının ya da eşeğinin adı nedir ya da ona özel bir işçilikle semer yapmış mıdır, yaptıysa o semeri hala saklıyor mudur” acaba diye çokça düşünmüştüm. Hasan Amca’nın cevabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu.
*
SEMER YAPARKEN…
Hasan Amca ile sohbetimiz, semerin yapım aşaması ile devam ediyor. Hasan Amca anlatırken, bizler bir yandan not alıp, bir yandan da can kulağıyla O’nu dinliyoruz.
“Semer yaparken saz, ağaç, deri kullanıyoruz. Sonra kendir ipi vardı eskiden, şimdilerde naylon ipe bıraktı yerini. Çoğu naylon çuvaldan yapar ama en düzenlisi keten çuvaldır. Şimdiye kadar hiç naylon çuval kullanmadım. Bulabildiğim sürece keten çuval kullanmaya devam ederim.
Semerin ağacı için çınar, pinar, meşe, dut ağacı kullanıyorum. Burada çınara kavak diyorlar. Kullanılacak ağacın eğri olması çok önemli. Sazlar ise Afyon’un Sultandağ ilçesinden geliyor.”
BİR SEMERİN FİYATI 800-1000 TL ARASINDA DEĞİŞİYOR
Bir semerin fiyatının işçiliğine göre 800 ile 1000 TL arasında değiştiğini de sorumuz üzerine belirten Hasan Amca, süsleme açısından semerlerde yöresel farklılıklar oluştuğunu da sözlerine ekliyor. Hasan Amca şu sözlerle anlatmaya devam ediyor:
“Ucuz olsun diye keten yerine naylon çuval kullanmam. Bazı yerlerde binneks kullanıyorlar. Çok koku yapar. Şimdiye kadar dükkana binneks sokmadım, sokmam da.
Fiyat farkı ağaç ve deriden, süslemeden oluşur. Mesela Çomakdağ tarafında semerler süslüdür. Derinin iyisini isterlerse fiyat artar. Eskiden sığır derisi kilo ile satılırdı. Sığır derisi pahalı. Genellikle keçe, erkeç derisi kullanılıyor.
En iyi saraç takımları Milas’ta yapılırdı. Eyer, yular, tasma yapanlardır saraçlar. Eskiden 15 kadar saraç vardı Milas’ta ama şimdilerde yapan kalmadı.”
“EŞEK ÖLÜR SEMERİ, İNSAN ÖLÜR ESERİ KALIR”
“Eşek ölür semeri, insan ölür eseri kalır” atasözünü hatırlatıyoruz Hasan Amca’ya. Sözü doğrulayarak “Seri yapayım bitsin demiyorum. Emek harcıyorum” diye anlatıyor mesleğini ve noktalıyor sözlerini.
*
Bize ayırdığı zaman için, 41 yıldan fazladır harcadığı emek için ve en önemlisi unutulmaya yüz tutan bir mesleği ayakta tutmak adına çalışmaya devam ettiği için çok teşekkür ederek ayrılıyoruz Hasan Amca’nın yanından.
Sohbetimizi sonlandırmadan önce Hasan Amca, dükkan komşusu olan çizerimiz Mehmet Nergiz ve Turgay Cura (dede) ile birlikte acı bir kahve içerek anı defterimizde güzel bir sayfa oluşturmayı da ihmal etmiyoruz.